|
|
Evcil
Kedilerin Tarihi
Dünyanın
herhangi bir yerindeki herhangi bir kedi melezleşecektir.
Bu, onların ortak bir atanın soyundan gelen tek bir tür olduğu
anlamına gelir. Bu ata büyük bir olasılıkla Afrika Vahşi Kedisi'
(sağda)dir. Bu kıvrak, seyrek çizgili bir kedidir ve renk
olarak evcil tekir kediye benzer.
Kedinin evcilleştirilmesi
Antik Mısır'da o bölgenin insanlarının Nil'in kenarına yerleşmesi
ve toprağı işlemesiyle başladı.
Mısır antik dünyanın tahıl yetiştiren en büyük alanı oldu.
Hasat edilen ürünleri saklamak üzere devasa tahıl ambarları
inşa edildi. Tabi ki bu durum fareleri, sıçanları ve diğer
haşaratı kendine çekti, dolayısıyla da vahşi kedileri... İnsanlar,
kedilerin, farelerle başetmeleri maksadıyla kediyi teşvik
etmeye başladılar. Kediler, kemirgen populasyonunu kontrol
etmede çiftçilere çok yardımcı oluyorlardı. Belli bir süreç
sonunda vahşi kediler, yaklaşılabilir, nazlı ve nihayetinde
bakılabilir hayvanlar oldular. Kediler kendilerine olan ilgiyi,
sevgileri ve bağlılıklarıyla ödüllendirdiler.
|
Bastet
(Bast)
|

Antik Mısırlılar, Tanrılar Tanrısı Ra ve Isis'in kızı
kedi tanrı Bastet'e taparlardı. Bastet önceleri aslan
başlı olarak ortaya çıkmış, daha sonraları kedi kafasına
sahip olmuştur. Bast olarak da isimlendirilen tanrı,
aşkın, doğurganlığın ve ayın tanrısıydı. Pek çok heykel
bu tanrıya dik durmuş ayaklarının dibinde beş yavru
kedi oynarken elinde de herşeyi gören kutsal gözün muskasını
tutarken resmeder.
O dönemin kadınları Bast'ı tasvir eden utchat amuleti
taşıyarak onun gibi hamile kalmayı dilerlerdi. Kedilerin
doğruluğu arayan güçleri olduğuna ve yaşam sonrasını
görebildiklerine inanılırdı. Bu yüzden Bast bazen Doğruluk
Leydi'si diye isimlendirilir ve mumyalama seremonilerinde
ölüm sonrası yaşamın garantisi olarak kullanılırdı.
|
Zaman
içerisinde Mısırlılar kediye tapmaya başladılar. Rahipler,
bir kediyi kasdi veya kazara öldürmenin cezasının ölüm olacağını
beyan ettiler. Persler, Mısırlılarla olan savaşlarında, Mısırlıların
kedilerini yücelttiklerini bildiklerinden canlı kedileri siper
olarak kullandılar. Mısırlılar kedilerinin ölümleri üzerine
derin bir yasa girdiler ve elemlerinin bir işareti olarak
kaşlarını açtılar. Kediler ölümlerinden sonra mumyalandı ve
kutsal yeraltı mezarlarında saklandı. Binlerce mumyalanmış
kedi Mısır'da yapılan kazılarda ortaya çıkarılmıştır.
Antik Mısır'daki bu periyodu anlatan duvar resimleri ve diğer
tasvirler kedilere küpe, kolye gibi mücevherlerle tapınıldığını
gösterir. Kedinin kuyruğu her zaman düzgünce hayvanın sağ
tarafına kıvrılır, bu da Mısır hiyelogrif hayvanlarının yüzün
sağa dönük olarak resmetme geleneğini yansıtır.
Kedileri besleme ve bakma geleneği zamanla Mısır'dan Orta
Doğu ülkelerine sıçradı. Önce Hindistan ve bugünkü İran, daha
sonra Çin ve Japonya, Yunanistan ve İtalya. Bu kültürlerin
de kedilere çok büyük ilgi ve saygıyla bakmalarına rağmen,
kedi hiçbir zaman Mısır'daki gibi tanrılık derecesine ulaşamadı.
İnsanların ürettikleri vazo, metal para ve heykel gibi şeyler
kedinin görünüşünü tasvir etti.
Maalesef Ortaçağ boyunca kediler, istenmeyen gruplarla özdeşleştirildi.
Orta Doğu'da çeşitli dinlerde tanrılaştırılan ve sevilen kedi
ailesi, diğerlerinin gözünde şeytan haline geldi. Dini bağnazlar
kediyi şeytani bir varlığa dönüştürdüler. Kedilerin, zehirleyici
dişleri ve enfeksiyonlu nefesi olan ürkütücü güçlere sahip
hayvanlar olduğu dedikoduları yayıldı. Bu dedikodulara onların
gece yapılan alışkanlıkları, bağımsızlıkları ve genellikle
erotik davranışları eklendi. Pek çok insan kedilerden korkar
hale geldi.
Kedilerin cadılara benzediğine inanıldı ve yine pek çok kişi
cadıların kara kedi formuna girip geceleri sessizce dolaşarak,
kendisini mağdur etmiş insanlardan intikam almayı arzuladığına
inandı. Dedikodular büyüdükçe kedi mezhepleri şekillendi.
İskandinav
kökenli tanrı Freya'ya (Solda- Kahire Müzesi) tapınılması
kediye yönelik dinsel ayinleri içeriyordu. Hristiyanlık ona
tapınmayı da yasakladı ve Freya bir şeytan, kedi ise şeytanın
görünüşü haline getirildi. Bu yüzden de kedilere işkence ve
zulüm edilmeye başlandı. Bu periyotta, yüzlerce, binlerce
kediye eziyet edildi, kediler kazıklara bağlanarak yakıldı,
asıldı veya görüldüğü yerde öldürüldü. Kedi populasyonu %90
azaldı.
Biz kediseverler yine de şanslıyız ki, siyah ölüm diye isimlendirilen
periyotta kedilere zulüm etme bitti. Kedi populasyonu arttı
ve onlar veba taşıyan fareleri öldürmeye başladılar. Fare
öldüren kedi sayısındaki ani artışla kediler üzerindeki olumsuz
imaj zinciri kırıldı ve ayrıca vebanın bittiğine inanıldı.
Onların kıymetini anlayınca, insanoğlu kedigillere zulüm etmeye
son verdi. Zaman geçtikçe kediler geliştiler ve evrim geçirerek
bugün bildiğimiz pek çok tür ve renk çeşitliliğine sahip oldular.
Orijinal Kedi
Bugünkü kedi türleri arasında özellikle iki tanesi büyük olasılıkla
orijinal evcil kedinin köklerini taşımaktadır. Bunlar Mısır
Mau'su (solda) ve Habeş (Abyssinian)'(sağda)dir. İkisi de
gerek kafa biçimleriyle, gerekse vücut yapılarıyla Antik Mısır
Tapınaklarının duvar resimlerinde görülen Afrika Vahşi Kedisini
andırırlar.
Kedi Kelimesinin Kökeni
| Fransa |
Chat |
| Almanya |
Katze |
| İtalya |
Gatto |
| İsviçre |
Katt |
| Norveç |
Katt |
| Hollanda |
Kat |
| İzlanda |
Kottur |
| Polonya |
Kot |
| Yunanistan |
Gata |
| Türkiye |
Kedi |
| Malta |
Gattus |
| İspanya
|
Gato |
Kedinin Mısır ve Kuzey Afrika'da ortaya çıkmasının kanıtı
başlıbaşına isminin kendisidir. Kedi kelimesi ilk kulanımı
Kuzey Afrika'daki yerli kabilelerde görülen Arapça kelime
'quttah' kelimesidir. Kedi kelimesi neredeyse tüm Avrupa ülkelerinde
birbirine benzer varyasyonlarda kullanılır.
İngilizlerin kedileri 'puss' veya 'pussy' olarak da adlandırmaları
Mısır'da kedi tanrısı olan Pasht'in bir varyasyonudur.
Kedi Türkçe'deki genel kullanımdır ve İngilizce'deki 'kitty'
kelimesi buradan gelir.
Çeviri: Sevi Taviloğlu
Sayfa
başı
|