|
|
Hayvanlara
Dair Gerçek Hikayeler
Elimde
birkaç fasikül var. Tarih: 1966. Hayat yayınları, "Bu
fasikülleri biriktirdiğinizde, elinizde büyük bir Hayvanlar
Ansiklopedisi olacak" diyor 6. Sayısının ilk sayfasında.
Sevgili dedemin kütüphanesinden çıkanlar birkaç sayı; ama
bu yayının dışında ciltlettirdiği hayvanlarla ilgili bir sürü
yayın var. Saman kağıtlı fasikül, nostalji kokuyor. Uçları
kıvrılmış sayfalarında, hem bilimsel bir anlatım hem de yazıyı
uyarlayan kişinin samimi anlatımı... Hem içten; hem ciddi.
Uzun makaleler sıkmıyor sizi; dediğim gibi- yazıyı uyarlayanlar
merak katmışlar içine, samimiyet var. Şimdi var mı böyle dergiler?
Çocukluğum, dedemin gençlik yıllarında
biriktirdiği kültür&sanat, bilim dergilerini karıştırarak
geçti. Tavukla horozun, leoparla jaguarın farkını bu dergilerle
öğrendim. En önemlisi, yaşamın sadece insanlara değil; farklı
türlerden biraraya gelmiş tüm canlılara ait olduğunu öğrendim.
Bir tavuskuşunun renklerinin güzelliğini, bir yunusun zekasını,
bir kedigilin çevikliğini v.s... Şimdi gelişen teknolojiyle
birlikte bir nebze de olsa bilgisayarlar, internet siteleriyle;
televizyonlar, belgesel kanallarıyla duyurmaya çalışıyor hayatı;
ama bunların, elinizde tutacağınız bir kitabın, derginin veya
bir gazetenin yerini ne kadar alabileceği tartışılır.
Amacım , geçmiş ve bugün kıyaslaması
yapmak değildi bu yazıya başlarken. Amacım, başlıkta da gördüğünüz
üzere, elimdeki fasiküllerin arka kapağında yer alan başlığın
içeriğiyle ilgili bu sayfayı tanıtmak için bir giriş yapmaktı.
Ama farenin imleci (!) götürdü yine beni. Amacımdan daha fazla
uzaklaşmadan, sizi bu haftanın ilk iki hikayesiyle başbaşa
bırakmak istiyorum. Sevgilerimle.
Esi Taviloğlu
Bir
Atın Fedakarlığı
Hayvanların, insanları kazalardan,
ölümlerden kurtardıkları öteden beri bilinen hakikatlerdendir.
İşte bunlardan biri daha:
Britanya'nın kuzeyindeki Shetland adalarında, Lerwick şehri
sahillerinde oynayan çocuklardan biri denize düşmüştü. Dalgalar
bir iki saniye içinde çocuğu, sahilden 15-20 metre uzağa sürükledi.
O sırada sahile yakın bir yerde otlayan atlardan biri bu olayı
görmüştü. Hiç kimseden emir almadan kendi insiyatifi ile hemen
denize atladı. Yüze yüze çocuğa yaklaştı. Dişleriyle onu gömleğinden
yakalayıp sahile getirdi ve bıraktı. Onun kurtulmuş olduğunu
gördükten sonra döndü, otlamasında devam etti. Çocuğun babası,
sahibinden atı satın alıp ölünceye kadar baktı, böylece minnet
borcunu ödemiş oldu.
Esir
Yaşamaktansa...
Timothy McClaine çocukken başından
geçen bir olay sonucunda vahşi yaratıkları hürriyetlerinden
mahrum etmekten vazgeçmiştir. O sırada ailece Amerika'da Güney
Carolina'da oturmaktaydılar. Çocuk, günün birinde kuşların
ağaçlar üzerindeki ötüşünü dinlemekle yetinmeyerek bunlardan
birini yakalayıp bir kafese hapsetmek arzusuna kapıldı. Böylece
yalnız kendisine ait bir müzisyeni olacaktı. Bir yuvadan çaldığı
yavru kuşun esaret hayatının ikinci gününde anne kuşun, gagasında
yiyecekle kafese doğru uçtuğunu gördü. Timothy, dişi kuşun
yavrusunu insanlardan daha iyi beslemeyi bileceğini düşünerek
bu hale çok sevinmişti. Fakat ertesi sabah zavallı esirini
kafesin dibinde ölü olarak buldu. Olayı anlattığı ünlü kuş
uzmanı Arthur Wayne bunun üzerine ona şunları söyledi: "Bazı
anne kuşlar, yavrularını kafes içinde görünce, onlara zehirli
çitlembik getirirler. Zira sevdiklerinin, esarette yaşamaktansa
ölmelerinin daha hayırlı olduğu kanısındadırlar."
Hakkını
Arayan Martı
Bu, Amerika'nın Pasifik kıyısında adı
gazetelere geçen, martı Homer'in hikayesidir. Düzinelerle
tanık, Homer hakkında anlatılanların hepsinin doğru olduğuna
yemin etmiştir.
Lee Ross'un Seattle'de bir açıkhava
balıkçı dükkanı vardı. Senelerden beri martılara her sabah
birkaç balık atmayı adet edinmişti. Günün birinde bu martılardan
bir tanesi ötekilerden önce gelmeye başladı. Hakkı saydığı
balık vaktinde kendisine verilmediği takdirde, kıyametleri
koparıyordu. Ross zamanla ötekilerden ayırt etmeye alıştığı
bu martıya eski köpeğinin adı olan Homer adını vermişti.
Homer'in gelişinden birkaç ay sonra,
Ross, dükkanını 5 kilometre uzaktaki bir başka yere nakletti.
Fakat aradan çok geçmeden bir martı çıkagelerek kendisinden
balık istemeye başladı. Bu martı, Homer'den başkası değildi.
Aynı haftanın Pazar günü
dükkanı kapalı olan Ross evinde şöyle biraz kestiriyordu.
Martıların yemek saati olunca, Homer, Ross'un çarşıya 3 kilometre
uzaklıktaki evine çıkageldi ve patırtı, gürültü ederek balığını
istedi. Derhal uyanan Ross, kuşu yatıştırmak için ona birkaç
parça bayat ekmek attı. Şimdi dükkanın kapalı olduğu günlerde
Hommer erkenden Ross'un evine gitmekte ve adamcağızı uyandırıp
hakkı saydığı balığı alıp midesine indirinceye kadar yapmadığını
bırakmamaktadır. (1966)
Karıncalar
Arasındaki İlgi Çekici İşbirliği
Amerika'da
New Jersey eyaletinin Ridgewood şehri yerlilerinden V.B. Morey
birtakım karıncaların taraçasının sütunlarından birindeki
ufak delikten talaş tozu taşımakla meşgul olduklarına dikkat
etmişti. Zerreyi koparan karınca, bunu üst basamağın kenarına
kadar naklediyor ve buradan aşağı bırakıyordu.
Bir aşağı basamakta bekleyen karınca, toz zerresini devir
alıyor ve bunu kendi basamağının kenarına kadar götürüyordu.
Sonra, onu buradan kendisinden bir aşağıki basamağa bırakıyordu.
Karıncalar arasında sıkı bir işbirliği sonucunda, talaş zerresi
sonunda merdivenin önündeki yola indirilmiş oluyordu. Burada
da bir başka karınca yükü çalıların arasına taşıyordu.
Morey, arada sırada yeni bir kafilenin gelerek yorgun kafilenin
yerini aldığına ve işe aynı şekilde aralıksız devam edildiğine
dikkat etti.
Sayfa
Başı
|