Arkadaşına Öner
Favorilere Ekle
Açılış Sayfası Yap
>>Grup Sitemiz
>>Basında Sitemiz
Tekir'in Yeri
" T é k i r ' i n Y é r i "
"Kedi sevmek, kedinin, kendisini seven (kendisinin de sevdiği) kişi karşısındaki umursamaz bağımsızlığını baştan kabul etmek demektir..." (Bilge Karasu)

Kediler Köyü
Esi Taviloğlu/ Kediler.Gezegeni

Kediler Köyü diye bir yer yok aslında... Sadece çıkarsız bir sevginin eserinden sözediyoruz. Cemil Bey ve kedilerinden...

Geçen haftalarda veteriner kliniğinde kedimizle sıramızın gelmesini bekliyorduk. O sırada kliniğin kapısı açıldı, bir karı- koca geniş bir tel kafesle içeriye girdiler. Kafesin içinde on kedi kadar vardı. Hepsi zayıf, hasta ve minikti. O sırada merak edip, kedilere yardım eli uzatan bu bey yani Cemil Bey'le sohbete daldık.

Cemil Bey astsubay emeklisiymiş. Emekli olduktan sonra hayatını sokak kedilerine adamış. Evdeki kedilerin sayısı artınca, İzmir Örnekköy'de dağınık arazide onlar için bir yer yapmış. Hergün sabah on birden, akşam altı buçuğa kadar onlarla ilgileniyormuş. Peki kaç kedi var diye soruyorum. Cemil Bey gayet normal "İki yüzün üstünde..." diye cevaplıyor. Şaşırıyorum. Cemil Bey, ben sormadan merak ettiğim bir soruyu daha yanıtlıyor; "Bir kişi bile yardım etmedi ben bunları yaparken (tabi eşi dışında), ayda yedi yüz elli milyon maaş alıyorum, iki yüz elli milyonu anca kedilere yetiyor. Her hafta veterinere götürüyoruz en zayıfları... Tedavi, mama masraflarını hep kendi cebimden karşılıyorum."
"Harikasınız..." diyebiliyorum sadece. Yine şaşkın... Cemil Bey'in telefon numarasını alıp, kedimizin tedavisi bitince evimize dönüyoruz.

Ertesi hafta bu "Kedi Köyü" nü gezmek için sabırsızlanıyorum. Babamla bir kutu kedi mamasıyla yola düşüyoruz. Örnekköy'ün iyice sırtlarına tırmanıyoruz. Yıkılan "Örnekköy Köpek Barınağı" nın hemen altındaymış. Oralarda çalışan birkaç kişiye soruyoruz Cemil Bey ve kedilerini... Herkes biliyor, parmaklarıyla işaret ediyorlar; "Şu koca söğüdün altındadır kediler" diyorlar.

Sonunda varıyoruz. İlk olarak önümüze sarman irice bir tekir çıkıyor. Dilinin ucu dışarıda, galiba güneş banyosundan henüz kalkmış. "Neye bakmıştınız?" gibilerinden bir bakış atıyor. Ardından sağdan soldan irili ufaklı, renk renk, kediler yaklaşıyor. Gözlerimiz kocaman açılıyor. O zaman "Burası Kedi Köyü değil Kediler Gezegeni!" diyebiliyorum. Birden bacaklarımıza dolanıveriyorlar. Aman Allah'ım hepsi birbirinden güzel!

Bacaklarımıza dolana dolana söğüt ağacının altına getiriyorlar. Miniminnacık annesiz, gözleri hasta kedicik, yanımıbaşımızdan hiç ayrılmayanlardan. Bir de uzun tüylü yavru tekir- ateşten cayır cayır yanan...

Özenle yapılmış, sınır telin üzerine dizilmiş çalı çırpılara bakıyoruz. Kediler bu çalı çırpıların arasından korktukları zaman açtıkları yoldan giriyorlar ve asıl yuvalarına giriyorlar. Çalı çırpıların arasından içeri dediğimiz yere bakıyoruz. Yorganlar, yastıklar, en hasta kediler, pırıl pırıl mama kapları, taze su, süt şişeleri...
En güzeli ise bu kedilerin hepsinin serbest olması... Özgürlükleri tel kafesler ardında sınırlanmıyor. İstedikleri zaman giriyor, istedikleri zaman çıkıyorlar sığınaklarına.

Derken Cemil Bey ve eşi görünüyor. Ellerinde mama kapları, süt şişeleri ve yanlarında minik bastıbacak köpekleriyle yaklaşıyorlar. Cemil Bey tanımıyor önce beni. Sonra hatırlıyor. Peşlerine takılıyoruz. Cemil Bey kapısı olmayan bu yeri öylesine iyi düşünerek yapmış ki, tam bir sığınak havasında. İri yuvarlak kayaların üzerinden hoplaya zıplaya barınağa- içeriye giriyoruz. Cemil Bey, peşimizden hiç ayrılmamış olan miniği görünce,

hemen eline alıp, göğsüne bastırıyor. "Nasılsın güzel kızım benim" diye seviyor. Cemil Beyi ve yiyecekleri gören kediler, sağda soldan koştururak geliyor. Hepsi bibirinden uysal. "Acaba" diyorum "Bir mama firmasıyla anlaşsak, aylık mama yardımında bulu..." Cemil Bey hemen sözümü kesiyor. "Hayvanları Koruma Derneği'nden ve çeşitli derneklerden bir sürü insan geldi buraya. Hepsi mama yardımından sözettiler. Sonra geldikleri gibi gittiler. Hiçbirinden ses soluk çıkmadı. Benim karnım tok öyle şeylere artık" diyor. Cevap veremiyorum bu sonuçsuz vaatlere karşı.

Sonra kedi almak isteyenlerin buraya gelip gelmemesi konusunu soruyorum. "Gerçekten isteyene" diyor. "Çocuk istiyor, anası babası istemiyorsa o zaman gelip almasınlar. Kedinin yeri yine sokaklar olacaksa almasınlar. Gerçekten güvendiğin insanları yolla buraya, istediği kediyi alsınlar" diyor."Ama gelirken yanlarında en azından bir litre süt getirsinler. Bir yardımları bulunsun" diyor.

Bu ne emektir... Hiçbir şeyden çıkarı olmayan bu insan, bir çok kesime harika bir örnek sunuyor. "Gerçek hayvanseverin evinde en az bir hayvanı olmalı" diyor. Doğru değil mi sizce de? Cemil Bey, burada iki yüzün üzerinde muhtaç kediye kucak açmış, biz sadece birine kucak açsak? N'olur? N'olur yani?

Sayfa Başı / Arşiv