Arkadaşına Öner
Favorilere Ekle
Açılış Sayfası Yap
>>Grup Sitemiz
>>Basında Sitemiz
Tekir'in Yeri
" T é k i r ' i n Y é r i "
"Kedi sevmek, kedinin, kendisini seven (kendisinin de sevdiği) kişi karşısındaki umursamaz bağımsızlığını baştan kabul etmek demektir..." (Bilge Karasu)
Yazarlar
Esi Taviloğlu / Keditör
Tıkır Epirden / Tıkır'ın Köşesi
A.Anıl Oğuz / Mırıltı

Keditör Arşivi

Keditör'ün diğer yazıları

Keditör
Esi Taviloğlu
e-posta

Afet, Depremi Hissetti

Geçtiğimiz hafta perşembe günü... Saat 3.35... Taka taka taka... Dıgıdık dıgıdık... "Eh be Afet, deli kedi seni! Cinler geldi galiba. Gecenin bu saatinde de koşulur mu be! Alt kattakiler "at" besliyoruz zannedecekler. Dıgıdık dıgıdık aşağı, dıgıdık dıgıdık yukarı!" şeklinde söylenmelerim arttıkça, uykum daha da bölünüyordu. 5 dakika geçti geçmedi ev şiddetle sallanmaya başladı. Afet'e sövüyorum: "Aman be kızım! Böyle de koşulur mu?" Uyku sersemi bir halde, neden sonra bu sarsıntıların Afet'in at misali koşmalarından çok daha şiddetli bir şey olduğunu anlıyorum da, kendimi yatağımın yanına atıyorum. Deprem yahu bu! İzmir'de hiç yaşamadım böylesini. Bitmiyor da bir türlü. Yatağın yanına attım kendimi, hayat üçgeni oluşturmaya çalışıyorum. Unutmuşum da o dolambaçlı hareketi! Bir bakıyorum akvaryum, beşik gibi sallanıyor. İguanam içinde şaşkın şaşkın bakıyor. Annem arkadaki yatak odalarından bağırıyor:
"Esiii yatağının yanına yat!".
"Yok anne, akvaryum sallanıyor fena, haa bir de bilgisayar var! Onları bırakamam!"
"Delirdin mi kızım, bırak çabuk onları!"

On beş saniye... O on beş saniye içinde ne konuşmalar yaptık! Avizeler hala sallanmakta... Apartman sakinleri ayaklandı; üst kat komşumuzun hiç havlamayan köpeği Deyzi, sürekli havlıyor... Biz şaşkınız. Yedinci kattan, diğer apartmanları seyrediyoruz; ışıklar teker teker yanıyor, trafik hareketleniyor. Aşağı inmeye karar veriyoruz; lakin canımız kedimiz Afet yok ortalarda... Badem bu gece zaten sokakta. Ya Afet nerede? Tahminlerimiz biribirini kovalıyor: "Kalp krizi geçirmiş olabilir mi?" diyor babam bir taraftan. "Pisi pisi" seslenmelerimiz gittikçe acıklı bir hal alıyor. Evden çıkacağız çıkmasına; ama kedi yok ortalarda! En sonunda buluyoruz onu. Çalışma masasının arkasına saklanmış. Göz bebekleri kocaman, ön patileri titriyor; yüzünde inanılmaz şaşkın bir ifade! Gülünür mü bu sırada demeyin. Gülme krizine giriyoruz. Bir saat boyunca onu oradan çıkartabilmek için her türlü şaklabanlığı yapıyoruz, yine çıkmıyor. "Gel pisi pisi, çık pisi pisi" diye seslenirken, uyuyakalmışız.

Ertesi sabah Urla merkezli bu depremin şiddetinin 5.6 olduğunu ve on beş saniye sürdüğünü öğreniyoruz. Hasarsız kurtuluyoruz neyse ki... Depremden sonra, gerçekler soğuk bir su gibi çarpıyor yüzümüze: Sabitlenmemiş dolap kapakları, yatağımın dibinde duran akvaryum, unutulmuş hayat üçgeni v.s...

Afet bu şoku şimdilik atlatmışa benziyor. Afet'in bu depremi önceden hissedip, evin içinde koşturması; bizi depremden önce uyandırmasıyla gurur duyuyorum veya Deyzi'nin havlamaları... "Her eve lazım"larımıza yürekten teşekkür ediyorum.

Sayfa başı