|
|
Afet,
Depremi Hissetti
Geçtiğimiz hafta perşembe
günü... Saat 3.35... Taka taka taka... Dıgıdık dıgıdık...
"Eh be Afet, deli kedi seni! Cinler geldi galiba. Gecenin
bu saatinde de koşulur mu be! Alt kattakiler "at"
besliyoruz zannedecekler. Dıgıdık dıgıdık aşağı, dıgıdık dıgıdık
yukarı!" şeklinde söylenmelerim arttıkça, uykum daha
da bölünüyordu. 5 dakika geçti geçmedi ev şiddetle sallanmaya
başladı. Afet'e sövüyorum: "Aman be kızım! Böyle de koşulur
mu?" Uyku sersemi bir halde, neden sonra bu sarsıntıların
Afet'in at misali koşmalarından çok daha şiddetli bir şey
olduğunu anlıyorum da, kendimi yatağımın yanına atıyorum.
Deprem yahu bu! İzmir'de hiç yaşamadım böylesini. Bitmiyor
da bir türlü. Yatağın yanına attım kendimi, hayat üçgeni oluşturmaya
çalışıyorum. Unutmuşum da o dolambaçlı hareketi! Bir bakıyorum
akvaryum, beşik gibi sallanıyor. İguanam içinde şaşkın şaşkın
bakıyor. Annem arkadaki yatak odalarından bağırıyor:
"Esiii yatağının yanına yat!".
"Yok anne, akvaryum sallanıyor fena, haa bir de bilgisayar
var! Onları bırakamam!"
"Delirdin mi kızım, bırak çabuk onları!"
On beş saniye... O on beş saniye içinde
ne konuşmalar yaptık! Avizeler hala sallanmakta... Apartman
sakinleri ayaklandı; üst kat komşumuzun hiç havlamayan köpeği
Deyzi, sürekli havlıyor... Biz şaşkınız. Yedinci kattan, diğer
apartmanları seyrediyoruz; ışıklar teker teker yanıyor, trafik
hareketleniyor. Aşağı inmeye karar veriyoruz; lakin canımız
kedimiz Afet yok ortalarda... Badem bu gece zaten sokakta.
Ya Afet nerede? Tahminlerimiz biribirini kovalıyor: "Kalp
krizi geçirmiş olabilir mi?" diyor babam bir taraftan.
"Pisi pisi" seslenmelerimiz gittikçe acıklı bir
hal alıyor. Evden çıkacağız çıkmasına; ama kedi yok ortalarda!
En sonunda buluyoruz onu. Çalışma masasının arkasına saklanmış.
Göz bebekleri kocaman, ön patileri titriyor; yüzünde inanılmaz
şaşkın bir ifade! Gülünür mü bu sırada demeyin. Gülme krizine
giriyoruz. Bir saat boyunca onu oradan çıkartabilmek için
her türlü şaklabanlığı yapıyoruz, yine çıkmıyor. "Gel
pisi pisi, çık pisi pisi" diye seslenirken, uyuyakalmışız.
Ertesi sabah Urla merkezli bu depremin
şiddetinin 5.6 olduğunu ve on beş saniye sürdüğünü öğreniyoruz.
Hasarsız kurtuluyoruz neyse ki... Depremden sonra, gerçekler
soğuk bir su gibi çarpıyor yüzümüze: Sabitlenmemiş dolap kapakları,
yatağımın dibinde duran akvaryum, unutulmuş hayat üçgeni v.s...
Afet bu şoku şimdilik atlatmışa benziyor.
Afet'in bu depremi önceden hissedip, evin içinde koşturması;
bizi depremden önce uyandırmasıyla gurur duyuyorum veya Deyzi'nin
havlamaları... "Her eve lazım"larımıza yürekten
teşekkür ediyorum.
Sayfa başı
|