|
|
Afet'e sordum:
"Yaz mı, kış mı?"
Şimdi, yazlıkçıların dönme vakti.
Kırlangıçlar alçaktan uçuyorlar. Tamamen toplandıktan sonra
gidecekler. Yazlık muhitlerde hüzünlü bir rüzgar esiyor. Evlerin
kapanan panjurlarını, içeriye alınan oturma takımlarını uzaktan,
sessizce izleyenler kalıyor geriye: Tekirler.
Annem için bir yılın bitimini veya
başlangıcını "31 Aralık"lar ifade etmez. Onun için
bir yıl; sonbaharın gelip, iş döneminin açılmasıyla başlar.
İşte şimdi bizler; yani tatil yapabilenler yine bir yıla veda
ediyoruz. Yaza veda ederken, yeşil gözleriyle dışarıyı seyreden
Afet de bu göngünün farkındaymış gibi gözlerini kırpıyor bilgece...
Afet'in
bu yaz yazlıkların demirbaş kedilerinden- halis mulis tekirlerinden-
yediği dayağın haddi hesabı yoktu. Böyle böyle tanımaya başladı
dışarıyı. Yediği her dayakla birlikte, bastığı toprağın eve
olan mesafesini hesaplamaya başladı. Anladı ki; bu topraklarda
dolaşmak bedava değil! Bir tekir; onun o anda şuursuzca dolaştığı
topraklarda hüküm sürebilmek için kimbilir kaç tekirle savaşmıştı.
Savaşı kazandığında kimbilir muhitindeki kaç ağacın gövdesine,
kaç evin duvarına siğmişti işaret bırakmak için... Belki Afet'in
tek anladığı balkon sınırını aştıktan sonra bir takım felaketlerle
karşılaşabileceğiydi; diğer türlü, bunun sebebine kafa yoracağını
pek sanmam.
Afet'i, çevre gezilerinden döndükten
sonra iki durumda bulma olasılığımız vardı. Biri, vücudunun
herhangi bir yerindeki tırnak izi (veya izleriyle); diğeri,
dişlerinin arasındaki bir kuş türüyle. Afet, iki durumdan
ilkine maruz kaldığında şefkat ve sevgiyle karşılanırken;
ikinci durumu gerçekleştirdiğinde sopayla karşılanmasına pek
akıl-sır erdiremedi malum. Kendisini bizim annemizmiş gibi
hissetmesine bir şey demiyorduk; ama bu kadarı da fazlaydı!
Öğretemedik. O, yaz boyunca dudakları arasından kıs kıs gülüp,
bizlere hediyeler getirmeye devam etti.
Şimdi... Şimdi bunlara gelecek yaza
kadar veda etti. Sağ yanağında üç tırnak izi, burnunun üzerindeki
çizik, vücudunun çeşitli yerlerinden kopan et ve tüy parçacıklarından
miras yara izleriyle kışlık evinde inzivaya çekildi.
Ben bu yazıyı yazarken o, pencereden
dışarıyı seyrediyor. Anne, yavru, baba, çapaklı, topal, aç,
aşık, uykucu... hemcinslerini seyrederken, burnunun üzerindeki
yarasının sızladığından eminim.
...belki de o kadar emin değilim!
Hemen ardından yeşil gözleri ışıldıyor,
kamburunu çıkarıp gerinirken o bilmiş gülümsemesiyle, yine
bilmiş bilmiş gözlerini kırpıştırıyor. Salonun baş köşesindeki
koltuğuna uzandığındaysa, az önce izlediği manzarayı ve yazı,
çoktaaan unutmuşa benziyor. Bense sahibi tarafından yine "mat"
edilmiş bir halde arkama yaslanırken dayanamayıp soruyorum
Afet'e: "Afet, hangisi tatil senin için yaz mı, kış mı?"
Afet'in tek tepkisi kulağına konan sineği kaçırmak için kulağını
kıpırdatmak oluyor, sinir oluyorum.
10 Eylül 2004
Sayfa başı
|