Arkadaşına Öner
Favorilere Ekle
Açılış Sayfası Yap
>>Grup Sitemiz
>>Basında Sitemiz
Tekir'in Yeri
" T é k i r ' i n Y é r i "
"Kedi sevmek, kedinin, kendisini seven (kendisinin de sevdiği) kişi karşısındaki umursamaz bağımsızlığını baştan kabul etmek demektir..." (Bilge Karasu)
Yazarlar
Esi Taviloğlu / Keditör
Tıkır Epirden / Tıkır'ın Köşesi
A.Anıl Oğuz / Mırıltı

Keditör Arşivi

Keditör'ün diğer yazıları



Keditör
Esi Taviloğlu
e-posta

Afet'e sordum: "Yaz mı, kış mı?"

Şimdi, yazlıkçıların dönme vakti. Kırlangıçlar alçaktan uçuyorlar. Tamamen toplandıktan sonra gidecekler. Yazlık muhitlerde hüzünlü bir rüzgar esiyor. Evlerin kapanan panjurlarını, içeriye alınan oturma takımlarını uzaktan, sessizce izleyenler kalıyor geriye: Tekirler.

Annem için bir yılın bitimini veya başlangıcını "31 Aralık"lar ifade etmez. Onun için bir yıl; sonbaharın gelip, iş döneminin açılmasıyla başlar. İşte şimdi bizler; yani tatil yapabilenler yine bir yıla veda ediyoruz. Yaza veda ederken, yeşil gözleriyle dışarıyı seyreden Afet de bu göngünün farkındaymış gibi gözlerini kırpıyor bilgece...

Afet'in bu yaz yazlıkların demirbaş kedilerinden- halis mulis tekirlerinden- yediği dayağın haddi hesabı yoktu. Böyle böyle tanımaya başladı dışarıyı. Yediği her dayakla birlikte, bastığı toprağın eve olan mesafesini hesaplamaya başladı. Anladı ki; bu topraklarda dolaşmak bedava değil! Bir tekir; onun o anda şuursuzca dolaştığı topraklarda hüküm sürebilmek için kimbilir kaç tekirle savaşmıştı. Savaşı kazandığında kimbilir muhitindeki kaç ağacın gövdesine, kaç evin duvarına siğmişti işaret bırakmak için... Belki Afet'in tek anladığı balkon sınırını aştıktan sonra bir takım felaketlerle karşılaşabileceğiydi; diğer türlü, bunun sebebine kafa yoracağını pek sanmam.

Afet'i, çevre gezilerinden döndükten sonra iki durumda bulma olasılığımız vardı. Biri, vücudunun herhangi bir yerindeki tırnak izi (veya izleriyle); diğeri, dişlerinin arasındaki bir kuş türüyle. Afet, iki durumdan ilkine maruz kaldığında şefkat ve sevgiyle karşılanırken; ikinci durumu gerçekleştirdiğinde sopayla karşılanmasına pek akıl-sır erdiremedi malum. Kendisini bizim annemizmiş gibi hissetmesine bir şey demiyorduk; ama bu kadarı da fazlaydı! Öğretemedik. O, yaz boyunca dudakları arasından kıs kıs gülüp, bizlere hediyeler getirmeye devam etti.

Şimdi... Şimdi bunlara gelecek yaza kadar veda etti. Sağ yanağında üç tırnak izi, burnunun üzerindeki çizik, vücudunun çeşitli yerlerinden kopan et ve tüy parçacıklarından miras yara izleriyle kışlık evinde inzivaya çekildi.

Ben bu yazıyı yazarken o, pencereden dışarıyı seyrediyor. Anne, yavru, baba, çapaklı, topal, aç, aşık, uykucu... hemcinslerini seyrederken, burnunun üzerindeki yarasının sızladığından eminim.

...belki de o kadar emin değilim!

Hemen ardından yeşil gözleri ışıldıyor, kamburunu çıkarıp gerinirken o bilmiş gülümsemesiyle, yine bilmiş bilmiş gözlerini kırpıştırıyor. Salonun baş köşesindeki koltuğuna uzandığındaysa, az önce izlediği manzarayı ve yazı, çoktaaan unutmuşa benziyor. Bense sahibi tarafından yine "mat" edilmiş bir halde arkama yaslanırken dayanamayıp soruyorum Afet'e: "Afet, hangisi tatil senin için yaz mı, kış mı?" Afet'in tek tepkisi kulağına konan sineği kaçırmak için kulağını kıpırdatmak oluyor, sinir oluyorum.


10 Eylül 2004

Sayfa başı