|
|
 |
|
|
Kedimle
Aynı Evde
Tamam kişilik sahibi yaratıklardan sözediyoruz.
Kişiliğin en önemli özelliği nedir; sahip olduğu her canlıda
farklı olması. Karşımızda birbirinden kişilikli kedilerimiz,
kedilerimizin karşısında kişilik sahibi olmak isteyen bizler
veya kedilerimizin insanları...
Her kedi de farklı bu kişilik dedik. Ama bir husus var, kedilerin
belli başlı öyle huyları var ki, zaten bu huyları olmasaydı
kediye kedi denmezdi; kedi denilince aklımıza gelen (her kedinin
ortak özellikleri olan) nankörlük, bağımsızlık, egzotiklik
v.b. konularına da girmek istemiyorum. Ben bugün kedilerin
ev hayatı içinde ortak yönlerinden bahsetmek istiyorum. Ya
da şöyle mi desem; Sosyal yaşamda kediler...
Kedilerimizin korkulu rüyası: Elektrik süpürgesi
Sizin kediniz de elektrikli ev aletlerinden korkuyor değil
mi? Ne zaman elektrikli süpürgeyi veya blendarı çalıştırsam
bizim kediler nereye kaçacaklarını şaşırıyor. Hadi Badem yaşça
biraz daha büyük Afet'ten, elektrik süpürgesinin uğultusunu
duyunca deli gibi koşturuyor, koridordan sapıp benim odama
gideyim derken her seferinde patinaj yapıyor- sağ kalçası
yere değdi değecek, halı bir tarafa kayıyor; ama Badem eninde
sonunda elektrikli süpürgeden uzaklaşıp bir yatağın altına
saklanmayı becerebiliyor. Afet ise bir nevi küçük çapta şok
yaşıyor. Sağa mı gitsee yoksa sola mı gitsee... Şaşkın şaşkın
duruyor, sonra kabarıyor makineye yaklaşıp tıslamaya, hatta
biraz daha ileri gidip pati atmaya (ama sinirli bir şekilde;
kulaklar arkaya yatmış), ağzından tükürme sesine benzer bir
ses çıkarmaya başlıyor; "tü tü". Lakin, o uğultuyla başa çıkamayacağını
her seferinde geç de olsa anlayıp ilk başta yapması gerekeni
yani Badem'i takip edip (koşarken patinaj yapmayı ihmal etmemek
şartıyla) saklanabileceği bir yatak altı arıyor. Sen git koskoca
köpeklere kafa tut; bu elektrikli süpürgeden kuyruğunu poponun
arasına tısıp kaç!
Temizlik kabus mu yoksa eğlence mi?
Evde kediniz varken temizlik yapmayı unutun! Sağa sola
sıçrattığı mamaları süpürge faraşla temizlemeye kalkmak tam
bir komediye dönüşüyor. Elektirikli süpürgeden deli gibi korkan
kedilerimiz, saman süpürgeyi görünce cıvıyor. Oyunlar oynamaya,
nazik nazik pati atmaya ve faraşta birikmiş çöpleri tekrar
etrafa sıçratmaya başlıyorlar. Aynı şekilde viledalama işlemlerinin
de bundan hiçbir farkı yok. Vileda sağa kaysın, sizinki de
sağa, vileda sola kaysın sizinki de solaa...
Gazete keyfimiz yok!
Keyifle gazete okumak da yasak bizlere. Kedilerimizin yaş
guruplarına göre zavallı gazetelerimize davranışları çok farklı.
Yavruyken, yere açtığınız gazetenin altından geçme oyunu oynamaya,
büyüyünce ise gözlerinizi takip ederek tam okuduğunuz kısma
oturmaya bayılırlar. Hatta daha da ileri gidip, arka sayfadaki
güzel kadın mankenin göğüslerine işeyip, gazeteyi pırtık pırtık
edebiliyorlar.
Kedilerin torba aşkı
Alışverişten geldiğinizde tüm torbalar kedimizin denetiminden
geçer. Yiyecekleri buzdolabına yerleştireceğiniz sırada yarısı
yenmiş bir sucuk veya peynirle (hem de o peyniri beğenene
kadar kaç peynir tatmıştınız!) karşılaşmanız muhtemeldir.
Torbaların arasında yiyecek bir şey yoksa, kediciğimiz bu
sefer torbaların içine girme oyunu oynamaya başlar. En büyük
boydan en küçük boy torbaya kadar bu oyunu sürdürür. Minik
torbalara girmek için de ayrı bir özen sarfeder. O küçücük
torbalara bile girmeyi başarır, lakin torbaya girmeyi başardığında
yüzünde, bir insanın kendi bedeninden çok daha küçük bir giysiyi
giyebildiğinde verdiği zaferi andıran tuhaf tebessümü vardır.
İşte kediler torbadan kutuya, kutudan çöp kutusuna, çöp kutusundan
vazolara(!) hatta tencerelere kadar birçok yere girmeye bayılırlar!
Suyu vazodan mı yoksa lavabodan mı içiyor?
Lavabonun başında incecik akan suya pati atmayı da pek severler!
Suyun şeffaflığından olsa gerek, suyu görmeyip koklamaya çalışırlar,
burunlarına su kaçtığında küçük bir hapşırıktan sonra ise
suyun kokusu olmadığını anca anlarlar. En son tad denemesine
gelmiştir sıra. Yok eğer susamamışlarsa, şımarmaya başlayıp
suyu patileriyle sağa sola sıçratmaya başlarlar. Konu sudan
açılmışken, kendileri mama kaplarından çok ender su içerler.
Mama kabından su içmek yerine viledadaki kirli suyu, vazodaki
çiçeklerin değiştirilmeyi unutulmuş suyunu yahut beklemek
üzere bir kapta suya konulmuş nohutların suyunu içmeye bayılırlar.
Zannedersem bir de plastiği pek sevmiyor kediler. Bundan sonra
kedilerimize cam kaplarda su verme modası başlatsak mı ne?
Kedimle aynı yatakta...
Kedi (mle) / (rimle) birlikte yatmayı severim (anlatacağım
bunca şeye rağmen). Ancaaak... İlk yattığımızda yatak paylaşımımızda
bir eşitlik vardır. Fakat çok kısa bir süre sonra kedimin
yatağın dörtte üçüne yayıldığını, benimse bir köşede büzüşmüş
olduğumu farkederim. Nasıl olur bu anlayamam. Üstelik yorganın
da dörtte üçü onun tarafındadır. Bu andan itibaren uykunuz
kaçar, kediniz ise horlamaya başlar! Hiç duydunuz mu? Mırlamak
demiyorum dikkaaat! Hor-la-mak!; "Tıp- pıs- hırk- pihuuu-
hııorr" Bu da yetmiyormuş gibi sabahları keyfi pek yerindedir
keratanın. Yorganınızın altında esnerken kazara ayak parmaklarınızı
oynatsanız dişlerini feci halde geçiriverir ayakçıklarınıza.
Kötü bir niyeti yoktur, oyun oynamak istiyordur; gece uykusunu
iyi aldı ya biraz sert oldu darbe!
Kedim
yine coştu!
Bazen hiç anlayamazsınız, kediniz durup dururken havayı koklamaya
ardından kendi kendine efelenip deli gibi evi boylu boyunca
koşmaya başlar. Öyle anlar olur ki, alt komşunuz seslerden,
sizin bir at beslediğinizi bile düşünebilir. Derken ne olduğunu
anlamadan tek kişilik koltuklarınız kedileriniz tarafından
bir bir devrilmeye başlar. Cinnet anı mıdır nedir bilemeyeceğim,
tek bildiğim o zaman zarfında benim onları izleyerek inanılmaz
eğlendiğim!
Çiğ etle oyun
Aç değillerse verdiğiniz bir çiğ et parçasıyla saatlerce oynayabilirler.
Bu oyun uğruna gerekirse iki ayak üzerinde dururlar, tek patileriyle
eti havaya fırlatırlar kısacası her türlü şaklabanlığı yaparlar.
Kuş seyrederken...
Onu hiç kuş seyrederken gördünüz mü? Nasıl sesler çıkarıyor
değil mi; "Me me me-ee ma-a ooo" Hele o bıyıklar nasıl! Bir
ileri bir geri, bir sağ bir sol. Step yapıyor gibi!
Koltuklara dikkat!
Annenizin, sevgilinizin veya kocanızın evinizi kediyle paylaşmanızı
istemedikleri için söyledikleri en doğru bahane; "Koltuklarımız
mahvolur" dur. Hakikaten de mahvolabilir. Ama herşeyin bir
çözümü vardır! Ya kedinizin çok uzamış tırnaklarını kesersiniz,
ya kedinize bir tırmalama kütüğü hazırlarsınız ya da misafir
gelince kaldırmak şartıyla koltuklarınızın üstünü bir güzel
örtüyle örtersiniz.
Sadomazoşist
Ayak altında durmayı neden bu kadar çok sevdiklerini bilemiyorum.
Koşturduğum, acele ettiğim zamanlarda ayağımın altında önce
bir kuyruk hissederim, sonra yere kapaklandığımda dizlerimdeki
ve kollarımdaki acıyı... Bilerek yapıyorlar eminim! Bazen
acı çekmek ve çektirmekten hoşlanıyorlar, sadomazoşist desem
yanlış olmaz herhalde...
Damak tadı...
İlk kedim Panta... Çokanat'a bayılırdı, katur kutur yerdi.
Derken dondurmaya da ilgisi olduğunu keşfettim. Sonra Badem...
Siyah zeytine ve kestaneye bayılıyor! Ve minik kızım Afet
az önce cevizli lokumu götürdü! Eee damak tadı bu. Ağızlarının
tadını biliyorlar!
İnatçı!
Kediniz uğraştığı işi asla unutmuyor değil mi? Ne yaparsanız
yapın, ilgilendiği şeyden ilgisini bir anlık kesin, ama yine
de uğraştığı işe eninde sonunda devam ediyor değil mi? İnatçı
yani... Onun dediği olacak.
İyi bir dinleyici
O, sizi ne olursa olsun, neyle ilgileniyor olursa olsun hep
dinler. Anlatmaya devam edin. Sizi dinleyen bir dostunuz var!
Yine de...
Ay bittiği, biteceği yok bu yazının. Hele Afet yanımda farklı
davranışlarda bulunmaya devam edeceği müddetçe dünyada bitmez
bir kedinin ev hayatı. Hep ama hep övdüm ben şu kediyi...
Övülmeyi hakediyor. Şu son yazdıklarımı ise asla
olarak adlandırmanızı istemem. Bir kediyle aynı evi paylaşmıyorsanız
belki böyle bir kanıya varabilirsiniz; ama bir kediyle yaşayanlar
yukarıda saydığım herşeyin bir renk olduğunu bilirler... Kedilerimizin
komikliklerinin bizi gündelik hayatın dertlerinden, sıkıntılarından
biran olsun uzaklaştıran renkleri. Al işte yine övmeye başladım!
Olsun... Dört patili tüy torbaları hakediyor bunları.
Sayfa başı
|