|
|
Barok'un
hikayesi
Bu yazı ilk kez www.sokakkedisi.org
'da yayınlanmıştır. Barok'un anısına...
Bir
köpek vardı... Bana gerçek sevgisini armağan eden...
Barok iki yıl önce ayrıldı bu dünyadan... Kuyruğunu, bari
bir kere olsun sallamasına izin veren bu dünyadan...
Yazları Kuşadası daha güzel olur. Yazlıklar renklenir. Ben
her yıl bir iki komşumuzla, zarar vermek istedikleri veya
çuvallara doldurup uzak diyarlara atmak istedikleri zavallı
birkaç kedicik yüzünden tartışırım. Onlar da sağolsun her
yıl sitede bulup bulup getirdikleri kedi- köpekleri 'yallahh'
bizim eve taşır, küstahça "madem seviyosunuz, alın bunlara
da bakın" derler. Bu insanlar öyle saldırgan tavırlı
öyle bencil olurlar ki, kendinizi durduk yerde suçlu hissedersiniz.
Heran sizde bir kusur bulmaya çalışır gibidirler, kedi- köpek
beslemenizden başka... O zamanlar ben bu sitenin tek anlı
şanlı "Hayvan Hakları Savunucusu"ydum. Neyse ki
bu "teklik" fazla uzun sürmedi. Yanımızdaki boş
eve, tam "benlik" insanlar taşındılar; "Hayvansever
komşular"... Sitede
benim hayvanlarla ilgili olan tartışmalarımı hayli hayli unutturacak
tipte sevgi dolu insanlar...
Evleri, on bir köpek, on kedili ve sürekli bu kanyona yeni
kedi- köpeklerin eklendiği bir evdi. Ne var ki evdeki hayvanların
değişmesine karşın, sayıları hiç değişmiyordu. Kendini toparlayan
köpek haydee barınağa! Evin ve bahçenin her köşesinde çuvallar
dolusu "hazır mamalar"... Hayvanlarla bu kadar iç
içe olmama karşın, bahçeye ilk girdiğimde etrafımı saran boylu
poslu, höstten ve çüşten anlamayan on bir köpek sayesinde
neredeyse düşüp bayılacaktım. Hadi bu koca köpekler tamam
da, ev kapısının tam önünde duran o süslü teyzelerin köpeklerinden
olan fifi köpeğe ne demeliydi!
Pınar Hanım'ın, bütün gün barınak- veteriner ve ev arasında
gidip gelirken, eve her dönüşünde kolunun altında getirdiği
küçük hasta köpekler beni mahvederdi. Ne zaman biz samimi
olduk Pınar Hanım'la işte o zaman yardım- dayanışma misali
günlük kedi- köpek bakımlarından bizim aile de nasibini aldı.
Birgün Pınar Hanım, bize seslendiğinde yine yavru fakat çok
hasta bir köpeğin varlığından sözetti. Kolunun altında eziş
büzüş, naylon torba gibi duran, krem rengi, boncuk gözlü bir
yavru köpek, duygularımı mıncıklayan, kalbimi attıran öyle
bir bakış attı ki; hemen aile fertlerinden izin alarak bu
yavruyu iyileşinceye kadar bakmak için evimize aldım.
Barok...
Barınakta görülmemiş, yiyeceklerini diğer büyük köpeklere
kaptırmış, haftalarca aç kalıp, ölmek üzereyken farkedilip
şimdi kurtarılmaya çalışılan Barok... Ağzını açmıyordu, kımıldamadan
yatıyor, birşey yemiyor, için için ağlıyordu. Belki kaybettiği
annesini, anlam veremediği yaşamını düşünüyordu. Sokaklarda
başlamış bir hayat, bir köpeğin yüzünü ne kadar güldürebilirdi
ki! Barok'u ilk gecesinde hiç yalnız bırakmadık. Yabancılık
çekmesin, korkmasın, üşümesin, kendini yalnız hissetmesin
diye ne ter döktük! Barok, zorla yediği yiyecekleri tekrar
geri çıkarıyordu. Patilerini kafasının altında toplayıp, koyu
bakışlarıyla, burnunu çeke çeke ağlıyordu. İki gün sonra Pınar
Hanım yine kısa bir süre için bize minik, annesiz bir kedi
emanet etti. Yuvasında yatan Barok'a, minik adımlarla yaklaştı
bu kedicik. Konuşmadılar, koklaşmadılar. Barok ona gülümsedi,
minik kedi de ona. Koynuna sokuldu Barok'un. Barok sevgiyle
öptü kulaklarından kedinin... Kedi de, şefkatle minik pembe
diliyle öptü Barok'un burnunu... Belki kaybettikleri anneleriydi
acılarının, bir o kadar gözyaşlarının, kardeşliklerinin nedeni...
Belki de korku... Yeryüzünde emsali olmayan yüce bir dostluk,
kardeşlik, insanoğlunun başaramayacağı dayanışma... Barok
hergün veterinere gitti, serumlar aldı. Gelişme göstermiyordu.
Küsmüştü hayata, için için ağlıyordu geceleri... Böyle zamanlarda
bir acı çöker insanın yüreğine... Ciğerlerin parçalanır, ellerin
titrer, miden ağrır, böğüreceğin gelir. İçini fareler kemiriyor
sanırsın. Yavaş yavaş ve içten sarar bu acı her yanını...
Biz Barok'a ağlıyorduk böyle. Barok ise hayata... Barok'un,
minik kedi için boynunun altında hep sıcak bir yeri vardı.
Minik kedi Barok'a olan sevgisini hep belli etti, onu yalnız
bırakmadı. Birgün Barok, titrek ve zayıf bacaklarıyla ayağa
kalktı. İlk defa gülümsüyordu. Bana doğru bir iki adım attı,
sendeledi, toparlandı ve teşekkür etti. Yeni doğmuş bir ceylana
benziyordu. Kuyruğunu yavaşça salladığını gördüm. İçim eridi,
ağladım. Teşekkür ettim. Kuyruk salladı. Hayatımda aldığım
en anlamlı teşekkürdü bu. Barok'a sarılıyordum. Bu koşuşturma
ve kargaşa içinde Barok, sevgi ve iyiliğin unutulmaya yüz
tuttuğu dünyada, bana iyi şeyleri hatırlatan ilk canlı oldu.
Barok, bu "canlanması" nı sadece bize teşekkür etmek,
bizi kısa sürede olsa mutlu etmek için yapmış meğer. Hani
derler ya ölmeden önce bir hareket gelirmiş... İki gün sonra
Barok'u yuvasında titreyip, kasılırken gördük. Nefes alamıyordu.
Kafasını okşayayım dedim, zor nefes alıyor diye elimi titreyerek
geri çektim. Bir koşu veterinere gittik. Barok acısını belli
etmemek için, gülümsedi bize. Bu Barok'un son gülümsemesi
oldu. Her şeyi biliyordu Barok. Dünyayı tanıyordu... Çekti
gitti, dayanamadı. Ardında bizleri bıraktı, aklımızda soru
işaretleriyle...
Teşekkürler
Barok... İnsan olmasan bile bizlere "sevgiyi" hatırlattığın,
"teşekkür" ünü bu kadar içten dile getirdiğin ve
unutulmaya yüz tutmuş onlarca güzelliğin varlığını hatırlattığın
için...
Bir köpek vardı, insanlığa çok şey öğretebilecek, maalesef
yarışı kaybetti.

Barok ve minik kedi
Sayfa başı
|