|
Badem'e
Kardeş Geldi
İki
gece önce (perşembe) -biiiiiyk biiykk sesleri taaa evimize
yani yedinci kata ulaşaraktan ailecek hepimizin kafasını ütülüyordu..
Bu sesleri çıkaran canlının yavru bir kedi olabileceği ihtimali
hayli yüksekti. Akşam akşam puhu kuşu ötecek değil ya! Her
neyse. Biiiyk biiik sesleri tahammülümün son noktasına gelince,
derler ya don gömlek, neredeyse o vaziyette, elimde fener
attım kendimi sokağa..
Attığım
her adımda sesler daha da yaklaşıyordu. En sonunda sesler
daha da koyulaştı. Fenerimi otlara doğrulttuğumda kıl kuyruk,
cılız mı cılız, çirkin mi çirkin, ama sevimli mi sevimli bir
pisiyle karşılaştım! En fazla iki haftalık.. Annesini kaybettiği
apaçık ortadaydı. Feneri civarda gezdirip, annesi olmadığını
anlayınca kucakladım veledi.. Dayanamayıp, öpücüklere boğdum
birde...
Gözleri
iltihap içinde kapalıydı.. Göz merhemi ile ilk müdaheleler
başladı. Ardından "işetme", ardından "besleme"
ve en son "uyku faslı" işlemleri itinayla yapıldı.
Ev halkı bu tatlı yaratığı sevgiyle karşıladılar. Bir tek
kişi dışında... "Badem". Badem evde kendinden başka
ilgi gösterilen bir canlının olduğunu hissedince adeta küplere
bindi.. Resmen somurttu. Kediler somurtmaz demeyin vallahi
somurtuyorlar. Ne yaptı beğenirsiniz, gitti benim odama, masama
çıkıp oraya kuruldu. Sinir sinir bakmaya başladı... Oysa hiç
yapmadığı şey. Badem akşam vakitleri, insanların oturduğu
yerde bulunmaya bayılır.
Bu
sefer Badem'in gönlünü almaya çalışıyoruz. -Küsel oğlum benim.
Canıııım. Sen bizim tek kedimizsin. Evimizin efesi, gönüllerimizin
direği, sofralarımızın biricik tacizcisisin... Senin pabucun
asla dama atılmaz, çünkü pabucun yok...
Badem
tüm uğraşlarımıza rağmen adeta; o küçük kız varken bu evde
ben duramam dercesine bakışlar atıyordu bize... Ve işin komik
yanı, bu küçük kızla Bedem'i burun buruna getirdiğimizde bizim
oğlan korkup, deli gibi kaçmaya başladı!
Olsun..
Size küçük kızdan bahsedeyim. O kadar minik ki, sütünü dahi
biberonla içiyor. Tuvaletini bile bizim sayemizde yapıyor.
Renkleri Sevi'nin (ablam) sevdiği gibi... Ben onlara "çingene"
derim- siyah- tekir- turuncu- muruncu- sarman, deneme tahtası
gibi, ne renk ararsanız var. Bıdık birşey. Doğru dürüst yürüyemiyor.
Sürüne sürüne gidiyor, ama kıl kadar kuyruğu hep havada! Ve
dünyada gördüğüm en küçük yaşta en yüksek sesle mııııırlama
rekoruna sahip kedi... Patileri vücuduna oranla biraz büyük
gibi.. Kulakları ise yakında evin neresine saklansa kendini
belli ettirecek cinsten..
Biberonundan
sütünü bir içişi var görseniz.. Arasıra boğulacak gibi oluyor,
duruyor soluk alıyor, kaldığı yerden devam ediyor. Aman sütünü
içerken emziği almaya çalışmayın, hemen koca kediler gibi
kızmaya başlıyor.
Beslenme
bittikten sonra, gaz çıkarmalar başlıyor. - Guurk booork,
hıçk! Bende poposuna nazik nazik dokunmaya başlıyorum. Gaz
çıkarmalar genellikle ağızdan oluyor, ama alttan da olmuyor
değil... O zaman bir kokutuyor ortalığı. Amman sormayın. Kaçışıyoruz
valla evin içinde...
Ama
üzücü bir olay varki, büyüyünce ondan ayrılacak olmamız. Neden
ayrılacaksın üzülüyorsan? derseniz, açıklayacağım bir sürü
şey var..
Yuva
bulmak çok zor. Ama sokağa da atacak değiliz hani. Yine de
bu miniğe evini açmak isteyen olursa ne mutlu bize ve ona!
Neyse,
zaten daha çok küçük. Bakalım Badem'le araları nasıl olacak?
Minik kediyi Prof.
Ressam Oya Kınıklı sahiplendi!
16
Mayıs 2002
Sayfa başı
|