
|
Kısırlaştırttım;
çünkü...
Badem'le
Afet, koyun koyuna uyuyorlar... Eskiden Afet'e bir cariye
gözüyle bakan Badem, şimdi onu kardeşi gibi seviyor. Tabii
cümbürlöp diye olmadı bu olay... Kısırlaştırıldıkları bir
ay kadar oluyor.
Kısırlaştırma
karşıtlarının şimdiden sinirlendiklerini, sanki sırf kendi
keyfimiz için bu işlemi yaptırdığımıza söylendiklerini duyar
gibiyim. Bu konuda- kısırlaştırma konusunda anlatmak istediklerim
var. Önce bir okuyun, ondan sonra eleştirilerinizi yapın.
Özellikle
1999 yılında binlerce sokak hayvanı zehirli etlerle öldürüldü.
Sabaha karşı sokaklara atılan bu zehirli etleri yiyen hayvanlar,
gün ağarınca küçücük çocukların gözleri önünde titreme ve
kasılmalarla hayatlarını kaybetti. Etteki zehir, vücuttaki
tüm organların şişmesine ve en sonunda patlamasına neden oldu.
Bizim görebildiğimiz ve bilimin kanıtladığı kadarıyla son
derece acı verici bir ölümdü. Apartman olarak sahiplendiğimiz,
belediyeden tasma çıkarttırdığımız, aşılattığımız ana-kız:
Anne ve Karabaş, kendini bilmez
birkaç kişinin belediyeye şikayet götürmesi üzerine bir sabah,
çocukların yanıbaşında can verdiler. Henüz ölmemiş hayvanlar,
belediye ekiplerinin o uğursuz kamyonetine atılıp, şehir dışında
açılan toplu mezarlara canlı canlı gömüldüler (Bekir Coşkun'un,
Pako'ya Mektuplar adlı
kitabında bu konuyu detaylı okuyabilirsiniz).
Her
yıl, sokaktan annesiz, kör, sakat hayvanlar buluyoruz. Onları
yaşatabilmek için elimizden gelen her türlü fedakarlığı yapıyoruz;
seve seve de yaparız- lakin barınakların yeterli olmadığı,
sokak hayvanlarının halen belediye ekiplerince zehirlendiği,
insanların cins hayvan peşinde koştukları yetmezmiş gibi onları
alıp, bakamayıp tekrar sokaklara attıkları bir ülkede, bu
fedakarlık "nereye kadar" sorusunu getiriyor akıllarımıza...
Sokaklarda üremesine izin verdiğimiz hayvanların, sonunu kendimiz
hazırlıyoruz. Canlarını yakarak öldürüyoruz, yakıyoruz.
Canlılar
için belki de en güzel duygu cinsellik... Bu özgürlüğün; ancak
huzur, sağlık dolu bir ortamda gerçekleşebileceğini unutmamalıyız
bizler. Sokaktaki hayvanların çoğalmasına göz yumup, sayıları
arttıkça onları katletmek bir çözüm olmamalı. Belki bir gün...
yeşiliğin gerçekten yeşil, mavinin gerçekten mavi olduğu bir
gün... İnsanların bilinçlendiği, paylaşmayı öğrendiği bir
gün, herşey dilendiğince yaşanır. Bu şartlarda ise; dileklerimize
ulaşmak yolunda ilerlemek yerine, dileklerimizin kötüye gitmemesi
için savunma durumuna geçme zamanıdır.
Ne
diyordum? Badem ve Afet... İki kardeş gibiler. Beslenmelerine
dikkat ediyoruz. Evin içinde, sokakta koşturup, zıplayıp duruyorlar!
Hatta kuduruyorlar.
Acaba hayvanların kısırlaştırılması için bilimin dediği gerçekten
doğru mu? Hayvanlarda cinsellik isteği salt hormonlardan kaynaklanan
bir şey mi? Ve kısırlaştırma operasyonu sonucunda bu güdü
gerçekten unutuluyor mu? Galiba kendimi yine de teselli etmeye
çalışıyorum biraz. Ama yazdıklarımı da unutmuyorum. Mazeretimiz
var. Onlar için...
Sayfa başı
|