|
|
Leydi
Kıtkanat
Ailesi'nin biricik ve tek kızları olan Meziyet'in her istediği
yerine getirilir bir dediği iki edilmezdi. On yaşındaki Meziyet,
yine isteklerinin bitmek tükenmek bilmediği bir gün, az sonra
gelecek misafirler için mutfakta son hazırlıkları yapmakta
olan annesinin önlüğüne asıldı. Nereden de görmüşse, annesine
bir yaratığı anlatmaya çalışıyordu:
"Anneciğim bir görseniz... O ne güzellik... O ne asalet...
O ne zerafet... Bööyle yumruk yemiş gibi ezik bir suratı var.
Bol kıllı! Biraz kilolu. Gözlerinin etrafı çapaklı gibi...
Aman Allahım, bu ne güzellik! Bir görseniz anneciğim, ah bir
görseniz!"
Asalet Hanım, bu fevkalade tersliklerle dolu betimlemeler
arasında şaşkına döndü. Kızının büyük bir coşkuyla anlattığı
bu yaratığa maymun diyecek oldu; ama maymun da zerafet, asalet
ne gezer! Meziyet coşkulu anlatımına nefes almadan devam ediyordu:
"Sonra bacakları..." Asalet Hanım, kızının konuşmasını
edepsiz bulmuş olacak: "Sus! O ne biçim söz..."
"Yok anneciğim, yanlış anlamayın. Hele bir dinleyin.
Bacakları... yerden bitme gibi, kısa mı kısa..."
Asalet Hanım, kızına dik dik bakmaya başlayınca, Meziyet:
"Anneciğim İran Kedisi'nden söz ediyorum; lakin siz bana
öyle kötü bakıyorsunuz ki ne diyeceğimi karıştırdım."
Diye savunmaya geçti. İşte birinci ve en yorucu bölüm atlatılmıştı.
Meziyet ne istediğini kısa (!) bir anlatımla sunmuştu annesine.
Bundan sonrasına annesi dayanamazdı. Baştan savma bir el hareketiyle
"Ne yaparsan yap!" derdi kızına. Meziyet, en masum,
en cici pozunu takınarak: "Anneciğim, ne güzel olur onunla
evimizi paylaşsak..." dedi.
Asalet
Hanım: "Yok öyle... Ben biliyorum onları. Öbek öbek tüy
kusuyorlar. Çocuğun olmaz yoksa, kızım. Ben sana oyuncağından
alırım olur mu?"
Annesinin,
isteğine karşı geldiği anlar pek az olurdu. Öyle ya, şimdi
de bu pek nadir anlardandı. Meziyet, kaşlarını titreterek
ters " V " şekline getirinceye kadar kendini sıktı.
Alt dudağı büküldü ve alt dudağı da titreye titreye çenesine
kadar uzamaya başladı. Ayaklarını hırsla yere vurdu. O korkunç
ana pek az kalmıştı. Boyun kasları gerildi, damarları belirginleşti,
dudakları aralandı- ve Aman Tanrım o nasıl bir ses!- kuyruğuna
basılmış köpek misali, deli gibi bağırmaya başladı. Asalet
Hanım telaşlandı, 'konu komşu duyacak' nabzı tuttu: "Ah
benim güzel kızım... Sen istedin de biz hayır mı dedik! Babacığın
dilersen Avrupalar'dan getirttirir o kediyi..."
"O kedi değil... O İran kedisi!" dedi yalancı gözyaşları
arasında, araladığı iri gözleriyle annesine bakarak.
Meziyet
cici kız oldu, odasına çekildi.
Ne
tesadüftür ki; akşam yemeğe gelen konukları da konuyu kedilerden
açtılar. Evlerinin kedisi gri uzun tüylü İran Kedileri Ponki,
lohusalığının son günlerini yaşıyordu. İki ay kadar önce,
hizmetçilerinin evi havalandırmak amacıyla açtığı pencereden
dışarı fırlamış ve evde bulunduğu zamanlar pencerenin önünden
izlediği zayıf, tek kulağı kesik, uskumru tekirine koşmuştu.
Ponki ve tekirin aşk oyunları, mahallelince izlenmiş, çocuklar
gözden kayboldu sanılan Ponki ve tekirin, aşk oyunlarına devam
ettikleri damları parmaklarıyla işaret edip duymayan- görmeyen
kalana dek göstererek kıs kıs gülmüşlerdi. O sıralar Ponki'nin
ailesi deliye dönmüş, Ponki'nin bu edepsiz davranışlarına
devam etmemesi sebebiyle onu yakalamak için her türlü kurnazlığı
denemişlerdi. Gösterilen tüm çabalara rağmen eve dönmeyen
Ponki, evini paylaştığı insanların yorgun düştükleri bir anda
(o da yorgun düşmüştü zaten) tekire hain bir pençe atıp, karnı
gerilmiş bir halde eve adımını atmıştı. Hanımı ve beyi (artık
kim kimin hanımı veya beyi oluyorsa!) 'namus, şeref, haysiyet'
davalarını bir yana bırakmış, Ponki'nin eve dönüşünü neşeyle
karşılamışlardı. Ponki, şimdi her zamankinden daha fazla bir
özene, sevgiye ve yemeğe ihtiyaç duyan hamile bir kediydi.
Asalet
Hanım'ın bu akşam duyabileceği en güzel şey, kızına belki
bedavaya alabileceği bir İran Kedisi yavrusunun olmasıydı.
Mutfağa gitti, kocasını yardım ricalarıyla mutfağa çağırdı.
Necip Bey, hanımının bu iş çeviren havalarından yine kuşkulandı.
Asalet Hanım, hızlı ve kısık bir sesle, kocasına kızlarının
son isteğini anlattı. Bu isteğin gerçekleşmemesi halinde kızlarının
koparacağı yaygarayı da vurgulamadan edemedi. Kocası: "Yanii?"
dedi soran gözlerle Asalet Hanım'a baktı. "Ne yaniisi...
İran Kedisi'ne dünyanın parasını vereceğimize, Selvi Hanımların
doğuracak kedisinin yavrusunu bedavaya alırız. İran Kedisi'nin
yavrusu da İran Kedisi olmaz mı hem?"
Asalet
Hanım iki konuda da yanılmıştı... Selvi Hanımlar, değere binen
Ponki'nin biricik ve tek yavrusunu 'uygun' bir fiyatla yeni
sahiplerine satmayı uygun buldular. Öyle ya, 'dostluk başka
alışveriş başka' mantığından yola çıktılar. Ponki'nin veterineri
doğan yavrunun Maine Coon adlı Avrupa'da çok rağbet gören
bir kediye çok benzediğini iddia etmekteydi. Yavru bir aylık
olunca, renkleri ve yarı uzun tüyleri dışında, İran Kedisi'nden
çok daha başka bir kediye dönüştü. Uzun bir surat, yarı baygın
bakan yeşil gözler, uzun ve ince bacaklar ve yine uzun ve
ince bir gövde. Bunun dışında İran Kedisi'yle benzer özellikler
taşıyan, annesi Ponki'yle aynı renkte ve özellikle boyun ve
kuyruk bölgesinde yoğunlaşan uzun tüyleri. Küçük Meziyet'in
isteğinin üzerinden bir ay geçmişti. Meziyet adını bile koyduğu
bu kediyi artık söz verilen üzere bugün almak istiyordu. Sonuç
olarak, aynı günde başka bir yavru kedi bulamayacaklarını
anlayan Meziyet'in anne ve babası, Ponki'nin yavrusunu, bir
İran Kedisi'yle aynı fiyata aldılar. Meziyet kedisinin erkek
olduğunu öğrenince hayal kırıklığına uğradı ilk önce; çünkü
kedisinin adını Leydi koymuştu ve genç kızlığa yaklaştığı
şu dönemlerde kedisi eğer kız olsaydı kimbilir paylaşacağı
ne çok şey olurdu! Gelgelelim kedinin erkek olması, Meziyet'in
ısrarla istediği Leydi isminin değişmemesine mani olmadı.
Leydi ilk haftalar Meziyet'in kucağından düşmedi. Pembe fiyonklar
kimi kez çok sıkı, kimi kez çok gevşek bağlanmış olarak Leydi'nin
boynunda sallandı. Leydi baharın da gelmesiyle birlikte tüylerini
döktü. Evin içinde kelaynak gibi gezinirken, içindeki kıpraşımlar,
onu kart miyavlamalarının esiri etti.
Meziyet,
bu altı ayın başından itibaren her geçen gün Leydi'den daha
da sıkılmaya başladı. Birgün, yepyeni bir isteği saklayan
yüzüyle bu sefer babasının karşısındaydı. "Babacığım...
bir görseniz... O ne güzellik... O ne asalet... O ne zerafet...
Böyle uzun uzun bal rengi tüyleri... Salyalar damlayan ağzı...
Ah ahh... Kelimeler yetmez anlatmaya... Bir görseniz... Ahh...
Bir görseniz..."
Kızının
bu oyunlarına alışkın olan Necip Bey, kızının anlattığı 'Golden
Retriever' cinsindeki bu köpeği ilk kez duyuyordu. Kızı nereden
de buluyordu bu gavur cinsli hayvanları? "Düşünürüz..."
dedi babası. "Hele bir araştırayım..."
Asalet
Hanım, bir köpeğin eve gelmesi düşüncesine bile şiddetle karşı
çıktı. 'Kadınlar kedi, erkekler köpek sever' tezi doğru muydu
acaba? Leydi'yi seviyordu Asalet Hanım. Leydi onu dinliyordu
çünkü.
Leydi
erkekliğini hissedince, aralanan her kapıya ve her pencereye
hızla yöneldi. Dış dünyaya, pencere arkasından seyrettiği
kendi gezegenine koşmak için çabalıyordu. Asalet Hanım, Leydi'yi
kaybetme korkusuyla odalara kapadı. Hiç safkan İran Kedileri
böyle yapar mıydı? Leydi kesinlikle sokak kedisi olan babasının
kanını taşıyordu Asalet Hanım'a göre. 'İnadım inat' söylevleriyle
Leydi'ye doğduğundan beri hiç görmediği dış dünya yasaklanmıştı.
Birgün,
Leydi'nin bu evden gitmedikçe, çok istediği köpeğine kavuşamayacağının
bilincine varan Meziyet, pencereyi açık unuttu. Leydi pencere
pervazına atladı- evine şöyle bir baktı ve bahçe duvarlarını
da aşarak gözden kayboldu.
Asalet
Hanım, Leydi'den- oğlundan ayrılınca yemeden içmeden kesildi.
Leydi'nin kaybolmasının kızının eseri olduğunu adı gibi biliyordu.
Günler günleri, haftalar haftaları kovaladı. Leydi geri gelmedi.
Leydi'nin
yerine küçük bir Golden Retriever geldi eve. Meziyet onu çok
seviyor şimdilik. Aynı, Leydi'yi ilk zamanlar çok sevdiği
gibi.
Asalet
Hanım, Leydi'yi hala unutamadı. Oğlunun bir trafik kazasında
can verdiğinden ya da kaybolup sefil bir yaşam sürdüğünden
emin.
Oysa
Leydi, bugün Kıtkanat Ailesi'nin oturdukları sokağın bir arka
sokağındadır. Sokaktan ilk defa geçenleri, güzelliğiyle adeta
büyüler. Herkesin ikramına karşılık verir; ama kimsenin kedisi
değildir. Sayfa başı
|