Arkadaşına Öner
Favorilere Ekle
Açılış Sayfası Yap
>>Grup Sitemiz
>>Basında Sitemiz
Tekir'in Yeri
" T é k i r ' i n Y é r i "
"Kedi sevmek, kedinin, kendisini seven (kendisinin de sevdiği) kişi karşısındaki umursamaz bağımsızlığını baştan kabul etmek demektir..." (Bilge Karasu)
Yazarlar
Esi Taviloğlu / Keditör
Tıkır Epirden / Tıkır'ın Köşesi
A.Anıl Oğuz / Mırıltı

Keditör Arşivi

Keditör'ün diğer yazıları



















Keditör
Esi Taviloğlu
e-posta

Leydi

Kıtkanat Ailesi'nin biricik ve tek kızları olan Meziyet'in her istediği yerine getirilir bir dediği iki edilmezdi. On yaşındaki Meziyet, yine isteklerinin bitmek tükenmek bilmediği bir gün, az sonra gelecek misafirler için mutfakta son hazırlıkları yapmakta olan annesinin önlüğüne asıldı. Nereden de görmüşse, annesine bir yaratığı anlatmaya çalışıyordu:
"Anneciğim bir görseniz... O ne güzellik... O ne asalet... O ne zerafet... Bööyle yumruk yemiş gibi ezik bir suratı var. Bol kıllı! Biraz kilolu. Gözlerinin etrafı çapaklı gibi... Aman Allahım, bu ne güzellik! Bir görseniz anneciğim, ah bir görseniz!"

Asalet Hanım, bu fevkalade tersliklerle dolu betimlemeler arasında şaşkına döndü. Kızının büyük bir coşkuyla anlattığı bu yaratığa maymun diyecek oldu; ama maymun da zerafet, asalet ne gezer! Meziyet coşkulu anlatımına nefes almadan devam ediyordu: "Sonra bacakları..." Asalet Hanım, kızının konuşmasını edepsiz bulmuş olacak: "Sus! O ne biçim söz..."
"Yok anneciğim, yanlış anlamayın. Hele bir dinleyin. Bacakları... yerden bitme gibi, kısa mı kısa..."
Asalet Hanım, kızına dik dik bakmaya başlayınca, Meziyet: "Anneciğim İran Kedisi'nden söz ediyorum; lakin siz bana öyle kötü bakıyorsunuz ki ne diyeceğimi karıştırdım." Diye savunmaya geçti. İşte birinci ve en yorucu bölüm atlatılmıştı. Meziyet ne istediğini kısa (!) bir anlatımla sunmuştu annesine. Bundan sonrasına annesi dayanamazdı. Baştan savma bir el hareketiyle "Ne yaparsan yap!" derdi kızına. Meziyet, en masum, en cici pozunu takınarak: "Anneciğim, ne güzel olur onunla evimizi paylaşsak..." dedi.

Asalet Hanım: "Yok öyle... Ben biliyorum onları. Öbek öbek tüy kusuyorlar. Çocuğun olmaz yoksa, kızım. Ben sana oyuncağından alırım olur mu?"

Annesinin, isteğine karşı geldiği anlar pek az olurdu. Öyle ya, şimdi de bu pek nadir anlardandı. Meziyet, kaşlarını titreterek ters " V " şekline getirinceye kadar kendini sıktı. Alt dudağı büküldü ve alt dudağı da titreye titreye çenesine kadar uzamaya başladı. Ayaklarını hırsla yere vurdu. O korkunç ana pek az kalmıştı. Boyun kasları gerildi, damarları belirginleşti, dudakları aralandı- ve Aman Tanrım o nasıl bir ses!- kuyruğuna basılmış köpek misali, deli gibi bağırmaya başladı. Asalet Hanım telaşlandı, 'konu komşu duyacak' nabzı tuttu: "Ah benim güzel kızım... Sen istedin de biz hayır mı dedik! Babacığın dilersen Avrupalar'dan getirttirir o kediyi..."
"O kedi değil... O İran kedisi!" dedi yalancı gözyaşları arasında, araladığı iri gözleriyle annesine bakarak.

Meziyet cici kız oldu, odasına çekildi.

Ne tesadüftür ki; akşam yemeğe gelen konukları da konuyu kedilerden açtılar. Evlerinin kedisi gri uzun tüylü İran Kedileri Ponki, lohusalığının son günlerini yaşıyordu. İki ay kadar önce, hizmetçilerinin evi havalandırmak amacıyla açtığı pencereden dışarı fırlamış ve evde bulunduğu zamanlar pencerenin önünden izlediği zayıf, tek kulağı kesik, uskumru tekirine koşmuştu. Ponki ve tekirin aşk oyunları, mahallelince izlenmiş, çocuklar gözden kayboldu sanılan Ponki ve tekirin, aşk oyunlarına devam ettikleri damları parmaklarıyla işaret edip duymayan- görmeyen kalana dek göstererek kıs kıs gülmüşlerdi. O sıralar Ponki'nin ailesi deliye dönmüş, Ponki'nin bu edepsiz davranışlarına devam etmemesi sebebiyle onu yakalamak için her türlü kurnazlığı denemişlerdi. Gösterilen tüm çabalara rağmen eve dönmeyen Ponki, evini paylaştığı insanların yorgun düştükleri bir anda (o da yorgun düşmüştü zaten) tekire hain bir pençe atıp, karnı gerilmiş bir halde eve adımını atmıştı. Hanımı ve beyi (artık kim kimin hanımı veya beyi oluyorsa!) 'namus, şeref, haysiyet' davalarını bir yana bırakmış, Ponki'nin eve dönüşünü neşeyle karşılamışlardı. Ponki, şimdi her zamankinden daha fazla bir özene, sevgiye ve yemeğe ihtiyaç duyan hamile bir kediydi.

Asalet Hanım'ın bu akşam duyabileceği en güzel şey, kızına belki bedavaya alabileceği bir İran Kedisi yavrusunun olmasıydı. Mutfağa gitti, kocasını yardım ricalarıyla mutfağa çağırdı. Necip Bey, hanımının bu iş çeviren havalarından yine kuşkulandı. Asalet Hanım, hızlı ve kısık bir sesle, kocasına kızlarının son isteğini anlattı. Bu isteğin gerçekleşmemesi halinde kızlarının koparacağı yaygarayı da vurgulamadan edemedi. Kocası: "Yanii?" dedi soran gözlerle Asalet Hanım'a baktı. "Ne yaniisi... İran Kedisi'ne dünyanın parasını vereceğimize, Selvi Hanımların doğuracak kedisinin yavrusunu bedavaya alırız. İran Kedisi'nin yavrusu da İran Kedisi olmaz mı hem?"

Asalet Hanım iki konuda da yanılmıştı... Selvi Hanımlar, değere binen Ponki'nin biricik ve tek yavrusunu 'uygun' bir fiyatla yeni sahiplerine satmayı uygun buldular. Öyle ya, 'dostluk başka alışveriş başka' mantığından yola çıktılar. Ponki'nin veterineri doğan yavrunun Maine Coon adlı Avrupa'da çok rağbet gören bir kediye çok benzediğini iddia etmekteydi. Yavru bir aylık olunca, renkleri ve yarı uzun tüyleri dışında, İran Kedisi'nden çok daha başka bir kediye dönüştü. Uzun bir surat, yarı baygın bakan yeşil gözler, uzun ve ince bacaklar ve yine uzun ve ince bir gövde. Bunun dışında İran Kedisi'yle benzer özellikler taşıyan, annesi Ponki'yle aynı renkte ve özellikle boyun ve kuyruk bölgesinde yoğunlaşan uzun tüyleri. Küçük Meziyet'in isteğinin üzerinden bir ay geçmişti. Meziyet adını bile koyduğu bu kediyi artık söz verilen üzere bugün almak istiyordu. Sonuç olarak, aynı günde başka bir yavru kedi bulamayacaklarını anlayan Meziyet'in anne ve babası, Ponki'nin yavrusunu, bir İran Kedisi'yle aynı fiyata aldılar. Meziyet kedisinin erkek olduğunu öğrenince hayal kırıklığına uğradı ilk önce; çünkü kedisinin adını Leydi koymuştu ve genç kızlığa yaklaştığı şu dönemlerde kedisi eğer kız olsaydı kimbilir paylaşacağı ne çok şey olurdu! Gelgelelim kedinin erkek olması, Meziyet'in ısrarla istediği Leydi isminin değişmemesine mani olmadı. Leydi ilk haftalar Meziyet'in kucağından düşmedi. Pembe fiyonklar kimi kez çok sıkı, kimi kez çok gevşek bağlanmış olarak Leydi'nin boynunda sallandı. Leydi baharın da gelmesiyle birlikte tüylerini döktü. Evin içinde kelaynak gibi gezinirken, içindeki kıpraşımlar, onu kart miyavlamalarının esiri etti.

Meziyet, bu altı ayın başından itibaren her geçen gün Leydi'den daha da sıkılmaya başladı. Birgün, yepyeni bir isteği saklayan yüzüyle bu sefer babasının karşısındaydı. "Babacığım... bir görseniz... O ne güzellik... O ne asalet... O ne zerafet... Böyle uzun uzun bal rengi tüyleri... Salyalar damlayan ağzı... Ah ahh... Kelimeler yetmez anlatmaya... Bir görseniz... Ahh... Bir görseniz..."

Kızının bu oyunlarına alışkın olan Necip Bey, kızının anlattığı 'Golden Retriever' cinsindeki bu köpeği ilk kez duyuyordu. Kızı nereden de buluyordu bu gavur cinsli hayvanları? "Düşünürüz..." dedi babası. "Hele bir araştırayım..."

Asalet Hanım, bir köpeğin eve gelmesi düşüncesine bile şiddetle karşı çıktı. 'Kadınlar kedi, erkekler köpek sever' tezi doğru muydu acaba? Leydi'yi seviyordu Asalet Hanım. Leydi onu dinliyordu çünkü.

Leydi erkekliğini hissedince, aralanan her kapıya ve her pencereye hızla yöneldi. Dış dünyaya, pencere arkasından seyrettiği kendi gezegenine koşmak için çabalıyordu. Asalet Hanım, Leydi'yi kaybetme korkusuyla odalara kapadı. Hiç safkan İran Kedileri böyle yapar mıydı? Leydi kesinlikle sokak kedisi olan babasının kanını taşıyordu Asalet Hanım'a göre. 'İnadım inat' söylevleriyle Leydi'ye doğduğundan beri hiç görmediği dış dünya yasaklanmıştı.

Birgün, Leydi'nin bu evden gitmedikçe, çok istediği köpeğine kavuşamayacağının bilincine varan Meziyet, pencereyi açık unuttu. Leydi pencere pervazına atladı- evine şöyle bir baktı ve bahçe duvarlarını da aşarak gözden kayboldu.

Asalet Hanım, Leydi'den- oğlundan ayrılınca yemeden içmeden kesildi. Leydi'nin kaybolmasının kızının eseri olduğunu adı gibi biliyordu. Günler günleri, haftalar haftaları kovaladı. Leydi geri gelmedi.

Leydi'nin yerine küçük bir Golden Retriever geldi eve. Meziyet onu çok seviyor şimdilik. Aynı, Leydi'yi ilk zamanlar çok sevdiği gibi.

Asalet Hanım, Leydi'yi hala unutamadı. Oğlunun bir trafik kazasında can verdiğinden ya da kaybolup sefil bir yaşam sürdüğünden emin.

Oysa Leydi, bugün Kıtkanat Ailesi'nin oturdukları sokağın bir arka sokağındadır. Sokaktan ilk defa geçenleri, güzelliğiyle adeta büyüler. Herkesin ikramına karşılık verir; ama kimsenin kedisi değildir. Sayfa başı