|
|
Her
güzel şey gibi tatil de bitecek
Her
tatilin bir bitişi olmalı muhakkak... Ama bu bitişler, bizde
öyle bir yaşanır ki; hiç sormayın. Bavulları toplamak, evi
temiz bırakmak, buzdolabında kalan yiyeceklere acıyıp bir
çanta da onlara yer açmak... En sonunda hüzünle iç çekip,
ardımızda bıraktığımız evimize bir daha ki yaza kadar görüşmemek
gerekçesiyle hoşçakal demek!
Hadi
bunlar tamam da, yoksa asıl sorundan siz de mi dertlisiniz?
Yoksa sizinde yanınızda götüreceğiniz bir kediniz, bir köpeğiniz
ya da kuşunuz, balığınız, hamsterınız mı var? Yoksa bunların
hepsinden mi var?
Yaza girişimizde benim ıvır- zıvırlarım da dahil ayrıca tacizci
kedim Badem ve bir türlü ayrılamadığım japon balıklarım vardı.
Arabada sallana sallana bir hal geldiler. Ardından gözüm gibi
baktığım Japon balıklarım, Kuşadası'nın kireçli suyunu sevmediler
ve birer gün arayla hepsi öldüler. Kireçli suları kaynattım,
içme suyu koydum ama nafile... Ön bahçemiz daha önceden gömdüğüm
hamster ve kuşumla birlikte, bir de balıklarım eklenince "hayvan
mezarlığı"na döndü. Derken derken kuş sevdam başladı,
bir de kuş aldım. Yalnız bakar mısınız, ya kediyle balık!,
ya da kediyle kuş!, ya da kediyle hamster! Bu yüzden şu ana
kadar evde şu konuşmaları yapmak günlük aktivitelerimizden
oldu; "Anneee, kaç defa söyledim sana odamın kapısını
açık bırakma diye. Bak yine Badem gelmiş kuşun dibine, ham
yapsa gidecek kuşum!" Annem arka odalardan bağırır; "Bende
kaç defa söyledim şu kuşunu yükseklere as diye"
Gelgelelim
tüm bu hareketliliğe karşın Badem, son dakika ataklarımla
hiçbir hayvanıma zarar verememiştir. Arabamıza bilgisayarımı,
resim malzemelerimi, ıvır zıvırlarımı doldurduktan sonra,
en son Badem'le, kuşumu attık. Sıkış tepişiz, üst üste alt
alta. Badem uysal olduğu için "kedi taşıma sepeti"
nde seyahat etmiyor. Kuşumun kafesi ayaklarımın arasında,
Badem arka koltukta kart kart miyavlıyor; mooow mooow! Biraz
gayret etse mööö'leyecek. Görüntümüz Amerikan yapımı komik
çizgi filmlerdeki görüntülere benziyor; Sonuna kadar dolmuş
zavallı bir araba, içinde birbirine bağırıp, çağırıp, her
iki dakika da bir; "hiiii, eyvah şunumu, bunumu unuttum,
geri dönelim çabuuk!" diyen tipler veya başı tutmuş,
pencereden kafasını sarkıtmış "naylon torba verin!"
diye ağlayan tipler, etrafta tüyleri uçuşan ve kalın bir sesle
inleyen kedi, çırpınan bir kuş... Bir karasinekleri, bir de
gıt gıt gıdaklayıp, uçuşan tavukları eksik...
2 saatin sonunda (neyse ki evimiz Van'da değil, o zaman felaket
olurdu), "İzmir'e hoşgeldiniz" "Nüfus; 1....,
Rakım; ... v.s." olan mavi zemin üzerine beyaz yazılı
tabelayla karşılaştık. Böyle zamanlarda arabadan inip o tabelayı
öpesim gelir. Hani küçükken hep yapardık. Evimizden uzak kalınca,
uykumuz da gelince, "Eve gideyim de yatağımı yorganımı
öpücem" derdik. İşte öyle oldu bana da. İzmir'e gelelim
de mavi üzerine beyaz yazılı tabelasını öpücem dedim :)
Arabadan
indiğimizde dört aydan beri İzmir'in ve İzmir'deki evinin
yüzünü görmeyen Badem, her şeyi bıraktığı gibi bulmuş olmalı
ki, şımarık şımarık koşturup asansöre atladı, evde sıkılınca
aşağa inmek için kapının önünde miyavladı. İşte kedilerin
hafızası olduğunun en büyük kanıtı...
Ben
ise... Zavallı ben. Her tatil bitiminde bunalıma giren ben.
Hint bülbüllerimi bütün kış Badem'den ve annemden (anne kısmı
şaka:)) saklayacak olan ben... Şimdiden gelecek tatilleri
allayıp, pullayıp, süsleyip hayallerimde yaşayacak olan ben...
Bu yazıyı yazan ben, okuyan sen...
Eylül
2002
Sayfa başı
|