|
|
 |
|
|
Tekir'in
Göçü
Mahallemizin kulağı kesiklerindendi.
Burnunun üzeri aşk yapmaya çalıştığı dişilerin keskin tırnaklarıyla
çizik çizik olmuştu ve çöpten bulduğu yiyeceklerden yağ lekesi
içindeydi. Sol arka ayağı ne zaman bulaştığı bilinmeyen alçıyla
boyanmıştı. Beyaz pürtükler halindeydi ve aradan tekir postu
görünüyordu. Belki bir evi boyayan işçilerin, mola verdikleri
sırada peynirlerini çalmıştı ve kaçarken telaşla bir beyaz
alçının kutusuna girmişti ayakçığı. Postu balık kokan, göz
kapakları yarı inik olan, bu koca kafalı erkek tekirin yaşı
hakkında mahalle sakinlerinin bir fikri yoktu. Buraya taşınalı
üç yıl olmuştu ve üç yıldan beri bu efe, burada hüküm sürmekteydi.
Nefes alıp verirken bir burnunundan her zaman sümük fışkırırdı.
Nefes verirken baloncuk şeklinde hop dışarı, nefes alırken
hop içeri. Gözlerinden de çapağı eksik olmazdı. Yaşlı olduğu,
esnerken gördüğümüz kırık ve sarı dişlerinden de belliydi.
Lakin yaşına rağmen bir kedi olmanın verdiği esneklikle, her
an bir başka çöp kutusunun üzerinde rastlayabilirdiniz ona.
Sokaktaki kedileri beslemeye indiğimde, hepsi kuyruklarını
titreterek, bacaklarıma sürtünerek karşılardı beni, o koca
kafalı tekirin dışında. Sanırım yiyecek kavgası veremeyecek
kadar yorgun düşmüştü, ya da kaygısı mı yoktu? Bütün kediler
bir lokma yiyecek için patilerini havada savururken, kıhlamalar
tıslamalar birbirini kovalarken, o, güneşli bir köşede dik
bir şekilde ya oturur, ya da yatardı. Yemeği yanına götürdüğümde,
mutluluk hırıltıları yerine, sümüklerinin burnundan içeri
girip çıkarken çıkarttığı tıkanık hırıltıları duyardım. Kesinlikle
korkak değildi, sadece insanlara yanaşmaktan pek hoşnut olmuyor
gibiydi. Kaç kere baytara götürmek için etlerle kandırmaya
çalıştıysam da yemedi. Belki bir vitamin veya antibiyotik
tedavisiyle şu sümüklerinden ve çapaklarından kurtularak,
hayatı biraz daha kolaylaştırabilirdi kendine; ama istemedi.
Aşk yaptığı günler geride kalmıştı, yaşlanmıştı, yemek yemek
istemiyordu; ama sonuçta kediydi, hayatın anlamını iyi biliyordu;
aşk yapmak, yemek yemek ve uyuyup bol bol güneşlenmek. İşte
ilk iki şık onun için elenmişti artık. Şimdi hırıltılı nefesiyle,
güneşte yatıyordu. Yalanmaya takati kalmamıştı.
Güzel bir yemek hazırlamıştım onun için. Beni ilk defa güleryüzle
karşıladı. Tabii kediler de güler. Hafif kalkmış kuyruk ve
zaten gülermiş izlenimi veren ağızlarındaki şaşırtıcı kıvrım...
Yine yanaşmadı yanıma, yemeği bile koklamadı; ama mutluydu.
Onu son gördüğümden bu yana bir yıl geçti. Mevsim döndü bahar
tekrar geldi. Çöp kutularında, kuytu köşelerde onu aradım.
Uzun bir süre sonra kabullenmek istemediğim bir gerçeği anladım.
Koca kafalı, balık kokulu tekir, geçen bahar, onu son gördüğüm
gün, bana çok mutlu olduğunu ve artık gideceğini söylemişti.
Ve kedilerin o meşhur, uzaklara giderek kimseye görünmeden
gerçekleştirdikleri göçlerini gerçekleştirmişti.
(Keditör'ün bu yazısı www.bengisu.net
ve www.huznukomik.net
'te yayınlanmıştır)
Sayfa başı
|