Arkadaşına Öner
Favorilere Ekle
Açılış Sayfası Yap
>>Grup Sitemiz
>>Basında Sitemiz
Tekir'in Yeri
" T é k i r ' i n Y é r i "
"Kedi sevmek, kedinin, kendisini seven (kendisinin de sevdiği) kişi karşısındaki umursamaz bağımsızlığını baştan kabul etmek demektir..." (Bilge Karasu)
Yazarlar
Esi Taviloğlu / Keditör
Tıkır Epirden / Tıkır'ın Köşesi
A.Anıl Oğuz / Mırıltı

Keditör Arşivi

Keditör'ün diğer yazıları



Keditör
Esi Taviloğlu
e-posta

Tekir'in Göçü

Mahallemizin kulağı kesiklerindendi. Burnunun üzeri aşk yapmaya çalıştığı dişilerin keskin tırnaklarıyla çizik çizik olmuştu ve çöpten bulduğu yiyeceklerden yağ lekesi içindeydi. Sol arka ayağı ne zaman bulaştığı bilinmeyen alçıyla boyanmıştı. Beyaz pürtükler halindeydi ve aradan tekir postu görünüyordu. Belki bir evi boyayan işçilerin, mola verdikleri sırada peynirlerini çalmıştı ve kaçarken telaşla bir beyaz alçının kutusuna girmişti ayakçığı. Postu balık kokan, göz kapakları yarı inik olan, bu koca kafalı erkek tekirin yaşı hakkında mahalle sakinlerinin bir fikri yoktu. Buraya taşınalı üç yıl olmuştu ve üç yıldan beri bu efe, burada hüküm sürmekteydi.

Nefes alıp verirken bir burnunundan her zaman sümük fışkırırdı. Nefes verirken baloncuk şeklinde hop dışarı, nefes alırken hop içeri. Gözlerinden de çapağı eksik olmazdı. Yaşlı olduğu, esnerken gördüğümüz kırık ve sarı dişlerinden de belliydi. Lakin yaşına rağmen bir kedi olmanın verdiği esneklikle, her an bir başka çöp kutusunun üzerinde rastlayabilirdiniz ona.

Sokaktaki kedileri beslemeye indiğimde, hepsi kuyruklarını titreterek, bacaklarıma sürtünerek karşılardı beni, o koca kafalı tekirin dışında. Sanırım yiyecek kavgası veremeyecek kadar yorgun düşmüştü, ya da kaygısı mı yoktu? Bütün kediler bir lokma yiyecek için patilerini havada savururken, kıhlamalar tıslamalar birbirini kovalarken, o, güneşli bir köşede dik bir şekilde ya oturur, ya da yatardı. Yemeği yanına götürdüğümde, mutluluk hırıltıları yerine, sümüklerinin burnundan içeri girip çıkarken çıkarttığı tıkanık hırıltıları duyardım. Kesinlikle korkak değildi, sadece insanlara yanaşmaktan pek hoşnut olmuyor gibiydi. Kaç kere baytara götürmek için etlerle kandırmaya çalıştıysam da yemedi. Belki bir vitamin veya antibiyotik tedavisiyle şu sümüklerinden ve çapaklarından kurtularak, hayatı biraz daha kolaylaştırabilirdi kendine; ama istemedi. Aşk yaptığı günler geride kalmıştı, yaşlanmıştı, yemek yemek istemiyordu; ama sonuçta kediydi, hayatın anlamını iyi biliyordu; aşk yapmak, yemek yemek ve uyuyup bol bol güneşlenmek. İşte ilk iki şık onun için elenmişti artık. Şimdi hırıltılı nefesiyle, güneşte yatıyordu. Yalanmaya takati kalmamıştı.

Güzel bir yemek hazırlamıştım onun için. Beni ilk defa güleryüzle karşıladı. Tabii kediler de güler. Hafif kalkmış kuyruk ve zaten gülermiş izlenimi veren ağızlarındaki şaşırtıcı kıvrım... Yine yanaşmadı yanıma, yemeği bile koklamadı; ama mutluydu.

Onu son gördüğümden bu yana bir yıl geçti. Mevsim döndü bahar tekrar geldi. Çöp kutularında, kuytu köşelerde onu aradım. Uzun bir süre sonra kabullenmek istemediğim bir gerçeği anladım. Koca kafalı, balık kokulu tekir, geçen bahar, onu son gördüğüm gün, bana çok mutlu olduğunu ve artık gideceğini söylemişti. Ve kedilerin o meşhur, uzaklara giderek kimseye görünmeden gerçekleştirdikleri göçlerini gerçekleştirmişti.

(Keditör'ün bu yazısı www.bengisu.net ve www.huznukomik.net 'te yayınlanmıştır)

Sayfa başı