|
|
Yanlışlarımız
Yolda
yürürken hep bir gün takılıp fena halde düşeceğimden korkarım;
çünkü ne zaman kafam, gözüm yukarılarda olsa bir yerlere takılıp
sendelerim. Oysa ne zaman kafam gözüm, aşağıda olsa ya gözleri
hasta, ya anasız ya da muhtaç bir kediyle karşılaşırım. Ve
sonunda ev ahır misali dolar. Her yaştan kediler evin farklı
kısımlarından farklı ses tonlarıyla bağırırlar.
Bu
durum, ev halkı için hiç de sağlıklı değildir. İlk tedavileri
yapılanlar ve kendilerine bakabilecek durumda olanlar, çaresiz
kapı dışarı edilir. İşte bu yüzden ben, aşağıdaki üzücü sahneleri
görmemek için kafam yukarılarda dolaşırım.
Ama
bazen, insanın gözü yukarılarda olarak yürümesi, başına yine
bir kedi dadanmasını engelleyemiyor... Geçen gün, kapı çaldığında,
apartmanımızdaki ilkokul öğrencisi Mert, benimle yarı korkak
bir sesle konuşmaya başladı. Anlamıştım yine bir kedi meselesi...
Reha Bey menkıbelerini aratmayacak bir konuşma geçti aramızda...
- Şeyy, aşağıda minik iki kedi var,
- Ne kadar minik?
- Şeyy minik işte..
- Tam olarak neredeler?
- Apartman kapısının hemen önünde..
- Peki nerden çıktılar biliyor musun?
- Imm, ben siz getirdiniz sanıyordum,
- Canım ben zaten kediler içinde boğuluyorum hem nasıl getirip,
apartman kapısının önüne bırakırım?
- Bilmem, siz çok seviyosunuz da... Şeyy... Ben de siz nasıl
olsa bakarsınız diye, getirip buraya bıraktım.
Çocuk
olduğunu, bu işi saf düşüncelerle yaptığını bilmesem kızacaktım.
Mahalle halkı öyle bir belirlediler ki bizi, kimin eline kedi
düşse, soluğu bizim oturduğumuz apartmanın önünde alıyor;
ama Mert bu işi, o kedilere yuva bulmak amacıyla, iyi bir
niyetle yapmıştı. Eğer bu işi yetişkin bir insan "siz
nasıl olsa bakıyorsunuz" diyerek kestirip atsaydı, işte
o zaman kızardım. "Tabii canımm, bizde yer bol. Getir
sende koyununu, eşşeğini ona da bakalım"
Bir
hayvansever olarak veya olmayarak asla böyle birşey yapmayın.
Biz sokaktaki hayvanlara gücümüz yettiğince yardım etmeye
çalışıyoruz. Haberimiz olmadan, herhangi bir şahsın apartman
veya dairemizin önüne bir kedi bırakıp, kaçması hoş bir durum
değil...
Hayvansever
olarak yaptığımız büyük hatalar var. Genelde hayvanlara karşı
duyulan sevgi, anadan babadan genetik olarak geçer; aynı zamanda
hayvanlara duyulan nefret de... Biz, ne zaman hayvanlara kötü
davranan bir çocuk görürsek, deliler gibi koşturup bir güzel
fırça çekeriz. Çocuk o an için korkar; ama bizim korkunç tepkimiz
sayesinde hayvanlara olan nefreti daha da artar. Çünkü düşüncesi
şöyledir: "Bu hayvan yüzünden azar işittim. Şimdi ona
vurayım da görsün gününü! "
O
olaydan sonra biz hayvanseverlerin de muhabbetlerine diyecek
yoktur. Her birimiz yaptığımız yanlışı, büyük bir başarıymış
gibi ballandıra ballandıra anlatırız:; "Çocuğa bir fırça
çektim, korkudan girecek sıçan deliği aradı!"
Yanlışlarımız
hayli ortada.. Korkutma, ülkemizde en çok uygulanan eğitim
biçimi... Eğer biz de hayvan sevgisini, çocuklarımıza aşılayamazsak
hiçbir zaman ideallerimizdeki "hayvan haklarına saygılı
Türkiye" ye kavuşamayız.
En
sonunda benim de uyguladığım bu yanlış davranış biçimini,
düzeltmeye karar verdim. Birgün küçük bir çocuk, babasının
yanında, yerden topladığı çakıl taşlarıyla arabanın altındaki
kediye taş atıyordu. Babası, neden sonra "yapmasana yavrucuğum"
diyebildi. Tabii küçük çocuk hala bu "oyununu" sürdürmekteydi.
En sonunda, bu kötü oyunu uzaktan izleyen ben, tam bağırmak
üzereyken, sözcükler boğazıma tıkandı. Arabanın altındaki
ürkmüş kediyi kucağıma alıp, çocuğun yanına gittim. En tatlı
sesimle:
"Bak canım, ne tatlı bir kedi değil mi. Sen ona taş atarsan,
onun canını yakmış olursun. Uzat ellerini, başını okşa..."
(Tanrım, bu anlayışlı insan ben miyim!)
dedim bir parça tereddütle... Çocuk kediyi kucaklayıp, onu
sevmeye başladı. Neyse ki babası da anlayışlı biri çıktı.
Küçük çocuk, ellerindeki taşları çoktan yere atmıştı. Ben
ise, mutluydum. Çocuk, babası ve kedi, hepimiz mutluyduk.
Eğer
bu durum böyle yaşanmasaydı ve ben saldırıya geçseydim, hepimiz
üzülecek ve hepimiz birbirimize karşı kinlenecektik. Sonra
çocuk, tüm olanları "kediye taş atıp zarar vermesi"
ne değil de, kediye bağlayacaktı.
Siz
de benim yaptığım gibi yapın. Ne varsa gelecek çocukların
elinde... Ağaç yaşken eğilir misali, bir takım olumlu davranışlar
çocukken kazanılmazsa yanmıştır o nesil!
13.06.2002
Sayfa başı
|