Arkadaşına Öner
Favorilere Ekle
Açılış Sayfası Yap
>>Grup Sitemiz
>>Basında Sitemiz
Tekir'in Yeri
" T é k i r ' i n Y é r i "
"Kedi sevmek, kedinin, kendisini seven (kendisinin de sevdiği) kişi karşısındaki umursamaz bağımsızlığını baştan kabul etmek demektir..." (Bilge Karasu)
Yazarlar
Esi Taviloğlu / Keditör
Tıkır Epirden / Tıkır'ın Köşesi
A.Anıl Oğuz / Mırıltı

Keditör Arşivi

Keditör'ün diğer yazıları











Keditör
Esi Taviloğlu
e-posta

Yanlışlarımız

Yolda yürürken hep bir gün takılıp fena halde düşeceğimden korkarım; çünkü ne zaman kafam, gözüm yukarılarda olsa bir yerlere takılıp sendelerim. Oysa ne zaman kafam gözüm, aşağıda olsa ya gözleri hasta, ya anasız ya da muhtaç bir kediyle karşılaşırım. Ve sonunda ev ahır misali dolar. Her yaştan kediler evin farklı kısımlarından farklı ses tonlarıyla bağırırlar.

Bu durum, ev halkı için hiç de sağlıklı değildir. İlk tedavileri yapılanlar ve kendilerine bakabilecek durumda olanlar, çaresiz kapı dışarı edilir. İşte bu yüzden ben, aşağıdaki üzücü sahneleri görmemek için kafam yukarılarda dolaşırım.

Ama bazen, insanın gözü yukarılarda olarak yürümesi, başına yine bir kedi dadanmasını engelleyemiyor... Geçen gün, kapı çaldığında, apartmanımızdaki ilkokul öğrencisi Mert, benimle yarı korkak bir sesle konuşmaya başladı. Anlamıştım yine bir kedi meselesi... Reha Bey menkıbelerini aratmayacak bir konuşma geçti aramızda...
- Şeyy, aşağıda minik iki kedi var,
- Ne kadar minik?
- Şeyy minik işte..
- Tam olarak neredeler?
- Apartman kapısının hemen önünde..
- Peki nerden çıktılar biliyor musun?
- Imm, ben siz getirdiniz sanıyordum,
- Canım ben zaten kediler içinde boğuluyorum hem nasıl getirip, apartman kapısının önüne bırakırım?
- Bilmem, siz çok seviyosunuz da... Şeyy... Ben de siz nasıl olsa bakarsınız diye, getirip buraya bıraktım.

Çocuk olduğunu, bu işi saf düşüncelerle yaptığını bilmesem kızacaktım. Mahalle halkı öyle bir belirlediler ki bizi, kimin eline kedi düşse, soluğu bizim oturduğumuz apartmanın önünde alıyor; ama Mert bu işi, o kedilere yuva bulmak amacıyla, iyi bir niyetle yapmıştı. Eğer bu işi yetişkin bir insan "siz nasıl olsa bakıyorsunuz" diyerek kestirip atsaydı, işte o zaman kızardım. "Tabii canımm, bizde yer bol. Getir sende koyununu, eşşeğini ona da bakalım"

Bir hayvansever olarak veya olmayarak asla böyle birşey yapmayın. Biz sokaktaki hayvanlara gücümüz yettiğince yardım etmeye çalışıyoruz. Haberimiz olmadan, herhangi bir şahsın apartman veya dairemizin önüne bir kedi bırakıp, kaçması hoş bir durum değil...

Hayvansever olarak yaptığımız büyük hatalar var. Genelde hayvanlara karşı duyulan sevgi, anadan babadan genetik olarak geçer; aynı zamanda hayvanlara duyulan nefret de... Biz, ne zaman hayvanlara kötü davranan bir çocuk görürsek, deliler gibi koşturup bir güzel fırça çekeriz. Çocuk o an için korkar; ama bizim korkunç tepkimiz sayesinde hayvanlara olan nefreti daha da artar. Çünkü düşüncesi şöyledir: "Bu hayvan yüzünden azar işittim. Şimdi ona vurayım da görsün gününü! "

O olaydan sonra biz hayvanseverlerin de muhabbetlerine diyecek yoktur. Her birimiz yaptığımız yanlışı, büyük bir başarıymış gibi ballandıra ballandıra anlatırız:; "Çocuğa bir fırça çektim, korkudan girecek sıçan deliği aradı!"

Yanlışlarımız hayli ortada.. Korkutma, ülkemizde en çok uygulanan eğitim biçimi... Eğer biz de hayvan sevgisini, çocuklarımıza aşılayamazsak hiçbir zaman ideallerimizdeki "hayvan haklarına saygılı Türkiye" ye kavuşamayız.

En sonunda benim de uyguladığım bu yanlış davranış biçimini, düzeltmeye karar verdim. Birgün küçük bir çocuk, babasının yanında, yerden topladığı çakıl taşlarıyla arabanın altındaki kediye taş atıyordu. Babası, neden sonra "yapmasana yavrucuğum" diyebildi. Tabii küçük çocuk hala bu "oyununu" sürdürmekteydi. En sonunda, bu kötü oyunu uzaktan izleyen ben, tam bağırmak üzereyken, sözcükler boğazıma tıkandı. Arabanın altındaki ürkmüş kediyi kucağıma alıp, çocuğun yanına gittim. En tatlı sesimle:
"Bak canım, ne tatlı bir kedi değil mi. Sen ona taş atarsan, onun canını yakmış olursun. Uzat ellerini, başını okşa..." (Tanrım, bu anlayışlı insan ben miyim!)
dedim bir parça tereddütle... Çocuk kediyi kucaklayıp, onu sevmeye başladı. Neyse ki babası da anlayışlı biri çıktı. Küçük çocuk, ellerindeki taşları çoktan yere atmıştı. Ben ise, mutluydum. Çocuk, babası ve kedi, hepimiz mutluyduk.

Eğer bu durum böyle yaşanmasaydı ve ben saldırıya geçseydim, hepimiz üzülecek ve hepimiz birbirimize karşı kinlenecektik. Sonra çocuk, tüm olanları "kediye taş atıp zarar vermesi" ne değil de, kediye bağlayacaktı.

Siz de benim yaptığım gibi yapın. Ne varsa gelecek çocukların elinde... Ağaç yaşken eğilir misali, bir takım olumlu davranışlar çocukken kazanılmazsa yanmıştır o nesil!

13.06.2002

Sayfa başı