|
Sonu
Belli Olmayan Bir Yaşam Öyküsü
Mahallemizin
yavru gri kedisine gözlerim takıldı. Ağzından salyayla karışık
kan akıyordu, gözleri kapanmış, suratı pislik içindeydi. O
anda bu ürkek kediye ne olduğunu düşündüm. Araba çarptığını
sandım. Vakit geçirmeden veterinere götürmek zorundaydım.
Evden bulduğum sepeti bir de hamster yuvasının dikdörtgen
seklindeki kafes tellerini aldığım gibi dışarı fırladım. Bir
sorun vardı, o da onu nasıl yakalayacağımdı. Pisipisi diye
seslendim. Ve o perişan haliyle yavaşça geldi yanıma ve acıyla
miyavladı. Tam yakalamayı denediğimde beni hissetti ve yavaş
yavaş kaçtı. Onu korkutmak istemiyordum; ama hali içler acısıydı.
En sonunda yakaladım. Sıra taksi-dolmuşu beklemeye gelmişti.
Bir sürü dolmuş geldi geçti ama hiçbiri kedi var diye kabul
etmedi. Çok sinirlenmiştim. En son gelen dolmuşçuya "Eğer
hayvanları seviyorsanız ve bir sevap işlemek istiyorsanız
yavru kediyi de kabul edin" dedim. Neyse o zorlukla geçen
gün sel olan Bostanlı'ya geldim. Veterinerimize kediciği gösterdim.
Antibiyotik iğne yaptı ve gözlerini sildi. O sırada kocaman
ve yemyeşil gözleri ortaya çıktı. Peki bu minnoş neden bu
hale gelmişti? Nedeni araba çarpması değildi. Sebep, bu mevsimde
sokak hayvanlarında hastalığa yol açan "virüs"tü!
Bu virüs ağızda yaralanmalara, gözde iltihaplanmalara ve kedinin
üzerinde görülen bir çok hastalığa neden oluyordu. Veterinerimiz
bunu söyledikten sonra birden cins kedi peşinde koşanlara
kızdım. Çünkü sokaktaki bu Mavi Rus Kedisi güme gitmişti.
Sıcacık bir evde koşup oynayacağı yerde, dışarıda üşüyordu
ve yaşam savaşı veriyordu. İste bu yavru gri kedinin de içi
sanki havadan ibaretti. Elimle tuttuğumda sadece kemiklerini
hissediyordum... Peki yaşayacak mıydı? Umutsuz gözüküyor şu
an. Yemek yerse yaşayacak, yiyemezse... Çünkü ağzındaki sızı,
yemek yemesini önlüyor. Geriye kalan ertesi günü beklemek...
Üçüncü
gün: (Sevginin eseri)
Bugün
de yanına yaklaşamadım. Ta ki akşama kadar... Kendimi toparlamalıydım;
çünkü bir canlı gözlerimin önünde resmen eriyordu. Odaya girdim
yaklaşık bir saat boyunca ona güzel sözler söyledim, yanında
oturdum. Bir süre sonra birazcık 'sevgi ve ilgi'nin ödülü
alarak mıırmıırlarını söyledi, elime yaralı çenesi, sertleşmiş
tüyleriyle sürtündü. İlk olarak bir damla su içti. Gerçek
mutluluk ve sevginin ödülü işte buydu. Daha ne diyebilirim...
beşinci
gün:
Veterinere
gidip gelmeler bugün son buldu. Şimdi güçlenmesini bekliyoruz.
Ve bu güzel duman rengi, yeşil gözlü yavru kedicik sıcak bir
yuva arıyor...
...sekizinci
gün:
Artık
olduğu bütün iğneler bitti. Her zamankinden daha yüksek sesle
mırlıyordu. O akşam ikinci kat balkonundan yine kendini biz
görmeden attı. Bu sefer onu tüm aramalarımıza rağmen bulamadık.
Bu halde yaşaması imkansız gibi gözüküyor; ama inanma ihtiyacı
duyuyor insan yaşadığına, yine bir hayvanseverin onu bulup
kurtardığına... Her neredeyse mutlu olsun,"kediler cenneti"nde
yeni arkadaşlar edinsin....
24
Aralık 2001
Sayfa başı
|