|
|
Anneme
ve Babama Teşekkür
Annemle
babam sayesinde, tabii onlardan sonra da hayvan dostlarımın
sayesinde buradayım. Günün manasına yönelik yazı yazma modası
demeyelim buna. Sevgili Atatürk'ün değerli hediyesi 23 Nisan
Ulusal Egemelik ve Çocuk Bayramı'nı tekrar analım. Sporcular,
çocuklarla spora; sanatçılar, çocuklarla sanata; bizlerse,
hayvan dostlarla çocuklara değinelim.
Geçen
günlerde, çocukluğumun belirli zamanlarının görüntülendiği
video kaseti izliyordum. Popomda koca beyaz bir bez, eğilmişim
bir kedinin kafasını okşamaya çalışıyorum bahçede... Kamerayı
tutan annem, "Esi, pisiyi sev canım. 'Pisi pisi' diye
seslen ona. Kuyruğunu çekme" diye sesleniyor bana. "Pissi
pissiii" diye sesleniyorum siyahlı beyazlı genç kediye,
bir yandan da annemin onaylayıp onaylamadığını anlamak için
tereddütle kafamı anneme çeviriyorum. "Evet, aferin sana."
Diyor annem beni desteklediğini belirterek. Videodaki görüntüme
gülüp, "o zamandan belliymiş kedici olacağım" diyorum.
Sonra
hafızam bana başka görüntüler sunuyor. İzmir saatli kulenin
önündeyiz. Saçımı fıskiye şeklinde kafamın tepesinde kırmızı
bir fiyonkla tutturmuş annem. Babam, bir köşede buğday satan
kadına bozuk para veriyor ve yanıma ondan aldığı gazete kağıdından
yapılmış bir külah ve içinde buğdaylarla geliyor. Meydanda
bir sürü küçük çocuk var benim gibi, bir de kulağımdan hiç
gitmeyen "gulugulu" sesleriyle birbirine kur yapan
bir o kadar da güvercin... Çocuklar güvercinlerin üstüne doğru
koşuyorlar- güvercinler biraz havalanıp tekrar yere konuyorlar.
Babam, elindeki külahı bana uzatıyor ve içinden bir avuç buğday
alıp- ne yapmam gerektiğini gösterircesine güvercinlerin önüne
fırlatıyor. Buğdayların düştüğü yere onlarca ( o zaman sorsalar,
dünyalar kadar derdim :)) güvercin konuyor . Öğrendiğimi belirtmek
istercesine kuşlara atıyorum buğdayı. Kuşların sevinci, benimkine
karışıyor.
Yıllar
öncesiydi belki, evimizde tek bir hayvan yoktu; ama ailem
onlara karşı nasıl davranmam gerektiğini, onların da bizler
kadar yaşam hakları olduğunu- daha çok onları görmem ve okşamamla
öğrettiler. Hiçbir zaman yanına yaklaştığım bir köpek veya
kedi için: "Aman elleme, ısırır, kuduz olursun, pis onlar-
kaka!" demediler. Tek söyledikleri "dikkatli ol
ve onu kızdıracak şeyler yapma" oldu. Yeni yeni biçim
almakta olan düşünceler, yanlış öğretilerle şekillenmedi.
Tanımak ve keşfetmek çocukluğumuzun en güzel özellikleriydi
belki de. Bu özellikler sınırlandırılmadığı veya yasaklanmadığı
ölçüde güzeldi.
Hayvanları,
hayvanlarla iletişim kurmayı öğrenerek; bugün insanlarla çok
daha rahat iletişim kurduğum kanısındayım. Dili olmayan canlılarla
iletişim kurmayı başarabilen insanlar, dili olan canlılarla
haydi haydi iletişim kurmazlar mı? Cinselliği, çocukluğumuzun
"çocuk nasıl olur anne?" diye sorularını sormama
gerek duymadan bir erkek kedinin, dişi kedimin ensesini ısırdığında
ve iki ay sonra dişi kedimin doğurmasıyla öğrendim; "bebeği
leylekler getirir çocuğum" gibi aldatmalı yanıtlarla
kandırılmadım. (Yalana ne kadar çabuk alıştırılıyoruz?) Hayvanları
tanıyarak, onların da bizim gibi esnediklerini, yemek yediklerini,
havadaki aynı zerrecikleri içlerine çektiklerini gördüm. Sevmeyi,
okşamayı öğrendim. Memeleri sarkmış, yavruları için yiyecek
arayan anne bir köpeği görüp; acımayı ve empatiyi de öğrendim.
Bugünse, içinde yaşadığımız dünyanın; bu çok önemli varlıklarına
su gibi, hava gibi, toprak gibi ihtiyacı olduğunun farkındayım.
Gülmek, mutluluk, gözlerdeki parıltı güzelleştirecek herşeyi...
Doğal yaşamlarından tam anlamıyla kopmamış ve kini, yalan
söylemeyi, konuşmayı bilmeyen, doğal ve temiz dürtüler taşıyan
canlılar; hayvanlar, bize öğretecekler mutluluğu. Bir bilinç
çerçevesi içinde beraberlikle güzelleşecek herşey.
Çiçekleri,
gökyüzünün mavisini, hayvanları; doğayı tanımama izin veren
sevgili annem ve babama yürekten teşekkür ederim.
Sayfa başı
|