Arkadaşına Öner
Favorilere Ekle
Açılış Sayfası Yap
>>Grup Sitemiz
>>Basında Sitemiz
Tekir'in Yeri
" T é k i r ' i n Y é r i "
"Kedi sevmek, kedinin, kendisini seven (kendisinin de sevdiği) kişi karşısındaki umursamaz bağımsızlığını baştan kabul etmek demektir..." (Bilge Karasu)

İlk Kedim Panta Anısına...
10 Mayıs 1999 - 10 Mayıs 2001

Panta'yı, zengin surat ifadesiyle, kedi maması reklamlarının birinden çıkmış sanırdınız.

Panta bambaşkaydı...
Onu bulduğumda yaklaşık iki haftalıktı.
Minicikti, şaşkındı. Okulumdaydı.
Gelip geçenin arkasına takılmaya çalışıyordu.
Minicik kuyruğunu havaya dikmişti.
Onun bu sevgi gösterisine yüreği olan hiç bir insan karşı koyamazdı.
Annesinin araba çarparak öldüğünü öğrenince, onu kucaklayıp eve götürdüm.

Nasıl bir kediydi bu! Daha önce beslediğimiz yavru kedilerden farklı olarak "miiyk miiyk" diye bağırmıyor, biberonundan sütünü sakin sakin içiyordu. Açıkçası onun bu hali bizi epey şaşırtmıştı.

Panta evimize girdiği günden itibaren hepimizin sevgi ve de saygısını kazandı. Onu oyun oynarken, yalanırken, uyurken izlemek bize mutluluk ve huzur veriyordu. Hayvanları sevmeyen insanların asla hayvan sevemeyeceğine inanırdım; Panta ailemize katılana dek. Oysa çoktan, Panta, mahallenin efesi ve sevgilisi olmuştu.

İsmini dedem koydu Panta'nın. Panta, Tatarca'da hırsız anlamını taşıyormuş. Hırsız olsa bari!


Panta ameliyat sonrasında bile, narkozlu olduğu halde, halıyı pisletmemek için sürüne sürüne tuvalet kabını aradı.

Kimsenin ayaklarına sürtünmez, asla miyavlamaz, kucakta mırr mırrr şarkı söylemek ne kelime, bir saniye bile durmazdı. Tüm bu huylarına rağmen ona bağlanmıştık. Fotoğraflarda gülen bir kediyi andırırdı.

Bir yaşına gelince koca bir kafa, hain bakışlar ve bol tüylü iri yarı bir yaratığa dönüştü.
Çapkınlık yapayım derken trafik kazası geçirdi. Neyse ki bunalım devresi çok uzun sürmedi. Bu tamamlayamadığı kaçamağından sonra kısırlaştırıldı. (Bizim için önemli olan, sokaktaki anne kediler ve köpeklerdi. Yavrularının hayatını kurtarabilmek için aç kalıyor ve perişan oluyorlardı. Bu yüzden kendi prensimizi düşünmek bir yana sokakta dünyaya gelen o zavallı pisileri-kuçuları düşünerek bu kararı aldık.)Panta ameliyat sonrasında bile narkozlu olduğu halde, halıyı pisletmemek için sürüne sürüne tuvalet kabını aradı. Onun bu davranışları, bizi hayrete düşürdü.

Panta, hamster ve yavrularına ilgiyle bakarken...

Bundan önce, evimizde sokaktan gelen kedi köpeklerin dışında, hamsterler, kuşlar, semenderler, kertenkeleler, örümcekler, salyangozlar, balıklar, ördekler, civcivler, kaplumbağalar, kurbağalar, tavşanlar vs. beslemiştim. Tabi tüm bunlar aynı dönemlerde evimizde bulunmamıştı. Panta evimize gelen ilk sürekli misafirimizdi. Tabii diğerlerini bakıp atmıyorduk; ancak muhtaç hayvanları kendilerini toparlayana kadar, evimizde barındırıyorduk.

Panta hayatımıza neşe ve huzuru getirmişti. Eskiden kesinlikle karşıtı olduğumuz, bir kedinin yatağımıza girmesi veya yemek zamanlarında bir sandalyeye oturup, patilerini masaya dayaması olayları artık hayatımızın bir parçası haline gelmişti. Tüm bunlar işin farkına varamadan gerçekleşiyordu. Derken iki yıl hızla geçti.

Bir gün Panta'yı kucağımıza almaya çalışırken ağladığını ve kızdığını farkettik. Veteriner, Panta'nın yaklaşık beş günden beri çişini yapmamış olduğunu söyledi. Biz bunu fark edememiştik; çünkü Panta günün büyük bir kısmını dışarıda geçirirdi. Veteriner, Panta'yı gözlememizi istedi.

Tüy dökme mevsimi! Yeleleri gitti :)

Ertesi gece Panta'yı kaybediyoruz sandık. Acıyla kıvranıyor ve ayağa bile kalkamıyordu. Bir süre göğsü açık bir şekilde öylece yattı. Gece saatin yarım olmasına aldırış etmeden hemen veterinere gittik. Panta'nın hastalığının böbrek taşı olduğunu söyledi veteriner. Karnı delinerek idrarı akıtılmaya çalışıldı güzel oğlumun. Etraf kan içerisindeydi. Hiç miyavlamayan kedimiz, acı acı bağırıyordu şimdi. Panta o gece narkozun da etkisiyle, kendinden geçmişti. Ertesi günü çıkarması için dua ettik.

Ertesi gün Panta'nın böbrek taşı yüzünden acı çektiğini anladık; fakat taş kanalın sonundaydı, yani kanalı tıkıyordu. Güzel oğluma sonda takılmaya çalışıldı fakat başarılı olunamadı. Panta çok acı çekiyordu. Narkozun etkisinde olduğu halde, iki veteriner ve ailem onu tutamıyorduk. Umutlarımızın tükendiği anda tek çare başka bir veterinere gitmeye karar verdik.

Yeni gittiğimiz veteriner Panta'yı tutup, karnına bastırdı, Panta çok az işeyebildi. Ağlıyorduk ailecek. Panta'nın azıcık işetilebilmesi bile bizim için ve onun için iyi bir durumdu. Ertesi gün sonda takılmaya çalışıldı yine başarılı olunamadı. Geceleri güneşin hemen doğması için yalvarır olduk Tanrı'ya. Uyandığımda onu nefes alırken görmek istedim hep. Ertesi gün ise tam umudumuzu yitirirken veterinerimizin büyük çabaları sonucu Panta'ya sonda takılabildi. Hiçbir haber bizi bu kadar mutlu edemezdi kuşkusuz.

Panta ve hamster dostu Limon

Panta o gün ilk defa kafasını kaldırdı ve çevreyi süzdü. Biraz afallasa da ilk defa yürüdü. Bir kaç damla su içti. Hayatımızın en mutlu günüydü; ama Panta hala tuvaletini yapamıyordu. Gelişme göstereceği halde tekrar kötüye gitti. Sonda çıkarıldıktan sonra, neredeyse hayatla tüm ilişkisini kesti. Vücudu yorgun düşmüştü. Veterinerimiz, böyle giderse durumun umutsuz olduğunu söyledi. Tek çare vardı: Ameliyat. Riskliydi. Ama bu olanağı değerlendirmeliydik. Çünkü ya ölecekti ya da küçük bir umut doğacaktı. Ameliyattan çıktıktan sonra veterinerimiz kanalda taş bulunmadığını söyleyince yıkıldık. Sorun, kanalın tıkanmasıydı. Panta'nın pipisi iptal edilmiş, altında yeni bir delik açılmıştı. Gözbebekleri, vücuduna yayılan üreden kocaman olmuştu. Ben ise onun güldüğü zamanlarda incecik olan göz bebeklerini arıyordum şimdi. Panta'yı seven tüm duyarlı komşularımız evi doldurdu.

Panta evin hiç gitmediği köşelerine gitmeye başladı. Ölümü bekliyordu. En sonunda kımıldayamayacak duruma kadar geldi. Son gecesinde saat 12'ye kadar yanından ayrılmadım. Ertesi sabah Panta'nın yattığı banyoya titreyerek yaklaştım. 'Yaşıyor olsun lütfen, lütfen...' diye yaklaştım. Banyoya adımımı atamadan babam alnımdan öptü. Bir süre olduğum yerde donakaldım. Ardından onu geri getiremeyecek gözyaşları ve 'hayır'lar... Ben yattıktan bir saat sonra, hiç miyavlamayan oğlum ilk ve son 'miyav'ını odasında olan babamı çağırmak için kullanmış. Babam yanına gittiğinde kafasını kaldırıp son bir kez ona bakmış 'elvada' dercesine... Herhalde kızlar çok yaygara koparır diye babamı çağırmış.

Hoşçakal...

Panta iki yıl önce, onu bulduğum gün öldü.. (10.Mayıs.2001)

Panta'nın ölümünün ardından uzun bir süre kendime gelemedim; ama şu kesin ki; hayatımın en güzel ve huzurlu zamanlarını onunla yaşadım. Biricik kedim, bana kazandırdığın her şey için çok teşekkür ederim. Ailecek hayatımıza kattığın güzellik için.. Sevgin için..

Birgün sana bir daha kavuşacağım kesinlikle...

Seni çok seviyoruz... Seni çok seven annen çok ağladı, baban da, ben de, diğer ablan da...

Umarım "Kediler.Cenneti"nde yeni dostlarınla çok mutlusundur... >>Panta'nın ziyaretçi defteri

"Hayır, artık kedi yok" sözlerine karşın 4 ay sonra yeni bir kedi... >>