|
|
Kedili
Kitaplar
Bir
Akdeniz Kedisinin Anıları>>
Kediniz Konuşuyor
>>
Kedilerin
Dokuz Duygusal Canı>>
Kedi
Mektupları>>
Pako'ya Mektuplar>>
Bir
Kedi Bir Adam Bir Ölüm>>
Felidae>>
Yeni
Yılla Gelen Kedi>>
En
Güzel Kedi Hikayeleri>>
Kırlangıç ile Tekir Kedi>>
Benim Sevgili Kedilerim>>
Kedi Kitabı>>
Bir
Akdeniz Kedisinin Anıları
Esi Taviloğlu
Yazar
Şükran Yiğit'in, bol kedi fotoğraflı son kitabı "Bir
Akdeniz Kedisinin Hatıraları" İletişim Yayınevinden çıktı.
Doli bir delikanlı. Doli Akdeniz’li. Doli bir kedi. Hayrettin
Amca, Dolores, Gizem, Paçavra, Çikin, Güzel Romedyos, Lale,
Viyan, Adsız, Kılark ve diğer kedilerle ve biraz da insanlarla
birlikte hayatın küçük, ama büyük sırlarını çözmeye çalışıyor.
Elimizde Doli’nin günlüğü, arkamızda Kaş güneşi, önümüzde
Akdeniz mavisi hayat detektifliğine doğru sessiz, sıcak ve
mavi bir yolculuğa çıkıyoruz. Bu yolculukta hareket var, aşk
var, hüzün var, huzur var, arkadaşlık var, dostluk var, yalnızlık
var, kıskançlık var, merak var. Kısaca, hayatın kendisi var.
Bir Akdeniz
Kedisinin Hatıraları üzerine yazar Şükran Yiğit ile yaptığımız
söyleşi
Şöyle bir düşününce bir kedinin
hayatında önemli, temel olan şeyler var gibi geliyor insana:
Yemek, rahatsız edilmeden uyuyabileceği bir yer ve kendisini
sevdiğini bildiği bir insanın varlığı.
|
Kedileri tanımayan yazarların, kalemi,
kedi için ellerinealdıklarına rastlamayız. Bir kedi kitabı
yazmak sizin için bir plan mıydı; yoksa tesadüfi bir karar
mı oldu?
Böyle bir yazma kararı vermedim
aslında. 1994 yılında uzunca bir Kaş tatilinden Almanya'ya
dönmüştüm. Almanya'nın kuzeyinde küçük bir kasabada çok soğuk,
karlı buzlu bir kış geçiriyorduk. Öyle küçük kasabalarda akşamüstü
karanlık çöktü mü hayat çekilir sokaklardan, geceler de her
zamankinden uzun gelir insana. Eğer sıcak bir eviniz bir odanız
varsa, soğuk, kar, karanlık akşamüstleri ya da kitap okunan
uzun geceler de güzeldir ama birkaç ay sonra güneşi, Akdeniz
sokaklarındaki "yerli" hayatı özler insan. Böyle
bir zamanda yazmaya başladım ve sonra hep dönem dönem yazdım
Doli'yi, arada Ankara Mon Amour'u yazdım, sonra tekrar Doli'ye
döndüm, arada yine başka şeylerle uğraştım, sonuç olarak ancak
geçen yıl toparlanabildi Bir Akdeniz Kedisi.

Şükran Yiğit bir arkadaşının
kedisiyle...
|
Frankfurt'ta yaşıyorsunuz, kitap
Kaş'ta geçiyor. Doli, Hayrettin Amca, Gizem, Paçavra gerçekten
hayatınızı paylaştığınız kedileriniz miydi; yoksa sizi bu
Akdenizli kedilerin hayatını yazmaya iten gözlemleriniz miydi?
Hayatımı doğrudan ya da sürekli
olarak paylaşmasam da tanıdığım kedilerdi kitabın kahramanları.
Kaş'ta annemlerin yaninda, evinde, bahçesinde yaşayan kedilerdi
bunlar... Devamlı yaşayanlar, gelip gidenler, asliında sadece
geçici bir müddet icin bakılmak üzere alıkonmuşken kalanlar,
sadece yemeğe ya da sadece süte gelenler ya da ara sıra sadece
"manevi" olarak şöyle bir uğrayanlar... Bir Akdeniz
Kedisinin Hatıraları bu kedilerin birikimi genelde. Her kedinin
bir kişiliği, bir karakteri var elbette, tabii bazılarının
karakterleri, davranış biçimleri, duygusal eğilimleri daha
belirgin diğerlerine göre. Bunları ayırdedebiliyoruz ama bunun
yanında, kedilere ilişkin edebi bir formda yazarken sadece
kediler değil tabii ki anlattıklarımız, onlarla ilişki kurma
biçimimizi, onlara ilişkin çıkarımlarımızı, hayallerimizi,
ütopyalarımızı anlatıyoruz. Şöyle bir düşününce bir kedinin
hayatında önemli, temel olan şeyler var gibi geliyor insana:
Yemek, rahatsız edilmeden uyuyabileceği bir yer ve kendisini
sevdiğini bildiği bir insanın varlığı. Ama bir kedi icin bir
cemaat de çok önemli, galiba kedilerin asıl karakterleri bu
cemaat içerisindeki davranışlarıyla ortaya çıkıyor ya da bu
cemaat içindeki hayatları bizim onların hayatları üzerine
hayallerimizi tetikliyor, en azından benim için böyle olduJ
Çalışmanızda izlediğiniz yol nasıldı?
Doli'nin yaşadıklarına paralel bir günlük mü tuttunuz siz
de?
Dediğim gibi sürekli olmasa da,
yaklaşık 8-9 yıla yayılmış bir süreçti kitabı yazma sürecim.
Tabii Kaş'a gidip geldikçe tanıdığım yeni yüzler girip çıkmaya
başladılar öyküye. Ama ana karakterler; yani Doli, Hayrettin
Amca ve Gizem en baştan beri, ana taslaktan itibaren öykünün
belkemiğini oluşturdular.
Doli,
bu kitapla gerçekten efsaneleşiyor. Her kedinin ayrı bir yeri
vardır elbette; ama Doli'nin yeri daha da ayrıydı sanırım
:)
Kahramanlarımın hepsini, hatta
Doli'nin baş düşmanı Clark'i bile sevdim... Ama evet, tabii
ki Doli'nin kalbimdeki yeri hepsinden ayrı galibaJ Bir kere
Doli benim kedilere bakışımı yoğunlaştıran, onlar üzerine
düşünmemi sağlayan kediydi. Gerçi annesi Dafo hayatımıza daha
önce girmişti ama hayatımda duygusal anlamda ciddi bir yer
edindiğini farkettiğim ilk kedi Doli oldu.
"Bir Akdeniz Kedisinin Hatıraları"nda
okuyucuların kedi kahramanlarla görsel olarak tanışması çok
hoş gerçekten. Önce satırlarda tanıyoruz Paçavra'yı veya Gizem'i,
merak ettikçe çeviriyoruz sayfaları ve onun fotoğrafıyla karşılaşıyoruz.
Fikir kimden çıktı?
Metne fotoğrafların eşlik etmesi
fikri zaten en baştan beri kafamda vardı. "Olayların"
yaşandığı coğrafyanın özelliklerini yansıtmak için de önemliydi
bu. Çünkü sözünü ettiğimiz kediler Akdeniz'de yaşayan kediler.
Zamanın insanlar kadar kediler için de farklı aktığı ve mekanın
kalbinin farklı attığı bir yer Akdeniz. Ancak nedense çok
uzun bir süre bunun gerçekleştirilebileceğini düşünmemiştim.
Yani kediler üzerine bir öyküyle, fotoğraflarla birlikte anlatılan
bir öyküyle ilgilenecek bir yayıncı bulunmayacaği gibi bir
düşüncem vardı hep, bu anlamda sadece kendim için yazdiğim,
fotoğraflarını dosyaladığım bir öykü gibiydi Doli. Bu nedensiz
de değildi tabii ki. Batı ülkeleriyle karşılaştırdığımızda
bizim edebiyatımızda aynı hacimde bir kedi külliyatından sözetmek
oldukça zor. Bilmiyorum, edebiyatımızda kahramanlarının kediler
olduğu, insanların öykünün ana eksenine oturmadığı kaç kitap
sayabiliriz? Çok fazla değil herhalde.
Kitabın
sonunu söylemeyelim tabii ki, ziyaretçilerimiz eminim kitabı
okuduktan sonra tekrar gözatacaklar bu sayfaya. Dolayısıyla
Duman'ı da tanıtmadan soruyorum, duruyor mu hala, kadro kaç
kişi oldu?
Duman maalesef Kaş'ın çok kalabalık
olduğu bir bayram tatilinin bitiminde birdenbire kayboldu.
Çok aradık ama hiç bir iz bulamadık. Renkleri ve gözleri nedeniyle
çok ilgi çeken ve de çok sokulgan bir kediydi Duman, belki
de Duman'ı evsiz sanmışlardir. Ne diyeyim, inşallah iyi insanların
yanındadir. Şu andaki kadroya gelince: Dolores hala arada
gelip gidiyor, kısırlaştırıldı artık. Ama daha önceden olan
bir kızı ve torunu yerleşik kadroda. Annesini bir haftalıkken
kaybeden ve Doli'nin kızı olduğuna inanılan Şimşo var, sonra
Bir Akdeniz Kedisi'nin dipnotlarini yazan Gizem'in oğlu Flitik
var, çok yumuşak ve iyi huyludur, kendisinin "metroseksüel"
olduğu iddialari varmış etraftaJ Kendisini zorla kadroya dahil
ettiren çok sevdiğimiz "Çevik Kuvvet" Balti (Baltimor)
vardı bir de yakın zamana kadar, ama artık yok ne yazık kı.
Bir
de sizin kaleminizden, bir insan; bir yazar gözüyle baksak
kediye...
Bir insan olarak şunları ekleyebilirim:
Uzun süredir Almanya'da yaşıyorum, bu süre içerisinde sokakta
tesadüfen gördüğüm kedi sayısı onu geçmez. Onlar da sabah
gezintisine falan çıkmışlardır da zaten öyle karşılaşmışızdır,
evsiz olduklarından değil. Türkiye'de ise sokaklarda yaşayan
hayvanlar ve bu sorunu resmi organların ele alış - belki de
almayış - biçimi hala bu gündemin en önemli maddelerinden
biri. Bu konuda hep Avrupa örnek gösteriliyor. Doğru, Avrupa'da
sokaklarda, insanlarin gözü önünde yasanan bir hayvan katliami
yok. Televizyonlarda cogu zaman gördüğümüz, ödenekleri aksamayan
tam teşekkülü kedi-köpek barınaklarından cağrı yapan hayvanseverler
ya da evde yaşanan mutluluk tablosunda yerini almış bir kedi
ya da bir köpek. Bütün bunlar iyi hoş ama "modern dünyanın"
hayvanlarla ilişkiye geçiş biçimindeki iki yüzlülüğün, çifte
standartın üstünü örtmemeli bu. Eğer evinizde kasten bir köpeği
zehirleyerek öldürürseniz üç yıla kadar hapis cezasına çarptırılıyorsunuz,
aynı hayvanı laboratuvarda "bilim adına" zehirlerseniz
bunun adı "bilimsel çalışma" oluyor. Evinizde beslediğiniz
kedinize köpeğinize en iyi mamaları yedirmeye çalışıyorsunuz
ama o mamaların üretiminde kobay olarak kullanıan kedilerin,
köpeklerin hangi koşullarda yaşatıldığını görmüyorsunuz. (Örneğin
Bu konuda PETA'nın yayımladığı bir çalışma var) Sadece Almanya'da
2003 yılında kobay olarak kullanıan ve bu süreçte ölen, telef
olan hayvan sayısını 1,5 milyonu fareler olmak üzere, 2,1
milyon olarak veriyor istatistikler ki bu rakama şevkiyat
sırasında ölen hayvanlar falan dahil değil. Demek istediğim
refahın tek yüzü yok, faturanın kesildiği arka sokaklar da
var, orada hayvanlar da bunu ödüyor.
Üzerinde çalıştığınız yeni çalışmalarınız var mı veya planlarınız...
Bilmem, belki ileride yeni kadronun,
yani Flitik'lerin neslini de yazarım ikinci bölüm olarak.
Ama şimdilik insanlara döndüm yeniden yazarken :)
Sayfa
başı
|