|
|
|
|
Tıkır'ın
Köşesi
Tıkır Epirden
e-posta
|
Hay kedi kadar başınıza...
Mırhaba !...
Hayvanlar arasında, sizlere en yakın,
en sıcak duran bir mahluk grubunun asil bir üyesi olma yolunda
emin patiler atmaktayım !...
İnanın kendimi sizlere ne kadar yakın görüyorum bilemezsiniz
!... Bu yakınlık, biraz da karşılıklı… Biz kediler, insana
yakın durduğumuz kadar, insanoğlu da kendini çağlar boyu bizlere
yakın hissetmiş…
Bu yakınlığın en net yansıması konuşmalarımıza yansıyan kedili
deyimler, kedili atasözleri ve kedili cümleler değil mi ?...
Öyle ki, hayatta hiç bizleri beslememiş, bizlerin tüylerine
temas etmemiş, bizler tarafından tırmalanmamış insanlar bile,
günlük konuşmalarında, “kedi gibi...” diyerek başlayan çok
sayıda benzetme kalıbını kullanmaktalar…
“Kedi şiiri” yazan şairlerimizin sayısı hiç de az değil… “Kedi
şiiri” yazmasa bile, şiirlerinde “kedi”yi kullanmayan şair
de yok gibi… “Kedi”li benzetmeler, sokak konuşmalarından en
edebi metinlere, akademik çalışmalardan argo konuşmalara kadar
kendine yerler bulmuş...
Dikkat edin, hepiniz, bir olayı daha iyi anlatmak, bir kişinin
davranışını daha iyi tanımlamak, bazen sevginizi bazen kızgınlığınızı,
bazen de nefretinizi anlatmak için, olayı, davranışı, özneyi
“kedi”ye benzettiğiniz çok olur…
Ancak bazı yakıştırmalara da fena bozulmuyor değilim !...
Bizleri sevenlerin bir kısmı bizlere “Nankör” der !... Diğerleri
nankörlüğümüzü kabul etmeseler de, dillerinde en çok yer edinmiş
kedili deyim, maalesef “nankör kedi”dir. Şarkılara da girmiş
bu deyim, nerede bir vefasızlık olsa, durumu en iyi anlatan
deyim olarak kullanılmakta…
Çok sızlanan birine hemen “kedi gibi mızıktama” niye diyorsunuz,
anlamakta güçlük çekiyorum !... Suçundan dolayı bir kenarda
sessizce oturanın durumunu ise “süt dökmüş kedi gibi” deyimiyle
atlatıyorsunuz !... Şımaran, size yakın durmaya çalışan insanları
da kedi tavırlarıyla açıklıyorsunuz !... “kedi gibi şımarmak”,
“kedi gibi sırnaşmak”… Aslında sizler suçlu olduğunuzda da
bizler gibi değimlisiniz ?... Ya masum olduğunuzda ?... Çünkü,
o zaman bazen “kedi gibi suçlu” başı eğik, bazen de “kedi
gibi masum” ve utangaçsınızdır !...
Uykudan
kalkmış keyifle gerinen biri de aslında “Bizler gibi geriniyor”dur…
Elbette uyumanın da biz kediler gibi olanı var. Babba’nın
eski dostu şair Can Yücel “Murakabe” şiirinde “kedi gibi uyumak”tan
bahsediyormuş !... “Gebe bir kedi gibi / Uyukluyorum güneşte
/ Neyi nasıl nerde doğuracağımı / Düşünerek değil sade / Lohusa
/ atağımı kafamda kurarak... / Düşün düşün düşün”
İşi hep rast gelenlerinize, her sıkıntıdan kurtulanlarınıza
ve her olaydan karlı çıkanlarınıza da “dört ayağı üzerine
düşen kedi gibi” yakıştırmanızı yapıyorsunuz !... Her beladan
kurtulanlarınıza, her ölümden sıyrılanlarınıza da “kedi gibi
dokuz canlı” diyorsunuz !...
Aslında içinizde hakikaten yerlerinde duramayan, hoplayan,
zıplayan, dans edenlerinize de “kedi gibi tırmanmak”, “kedi
gibi sıçramak”, “kedi gibi oynamak” ifadelerini kullanmanız
bizi marifetlerimiz dolayısıyla yüceltmeniz anlamına gelmekte...
Sağolun !...
Tabii sizler için söylenmesi gerekenin doğrusu “İki ayağı,
iki kolu üzerine düşmek” olmalı !...
“kedi gibi korkak”, “kedi gibi ürkek”, “kedi gibi uyuşuk”
laflarına da uyuz oluyorum !... Ayol niye korkak ve ürkek
olalım ?... Bizimkisi “Uyanıklık”….
“kedi gibi köşeye sıkıştırılmış” ?... Haydaaaa !... Niye köşeye
sırtımızı vermemiz, kıstırılmış, zor duruma getirilmiş olma
eylemi niyetine anlatılır ?... Bu durum bizim dahiyane bir
tedbirimizdir, savunma alanımızı küçültmek, çıkış alanımızı
da büyütmek için aldığımız içgüdüsel bir tedbir !... Üstelik
bizleri iyi tanıyanlar, devamında bu durumda bizleri zor durumda
bıraktıklarını sananların üzerine cesurca yaptığımız saldırıdan
kaç tırmık ve diş iziyle kurtulduklarını nedense buruk anlatırlar
!...
Siz insanoğulları için başarı da başarısızlık ta kedicedir
!... Onun için kırk yılda bir defa tuttuğu işi koparanınıza
ya da şanssız biriniz iyi bir fırsat yakaladığı zaman, hemen
“kedi olalı bir fare yakaladın” dersiniz !...
Bakmanın da kedice olanı vardır. “Kedinin ete baktığı gibi”
bakarsanız, aç olduğunuz ya da ihtiraslı olduğunuz anlaşılır...
Ve eğer çok güzel bir haber alırsanız “gözleriniz kedi gibi
parlar”... Geceleri yolarda size rehberlik eden, yol sınırlarınız
çizen beyaz ve kırmızı parlak uyarıcıların adı da “kedi gözü”dür…
Hafif tombul dostunuza “ciğerci kedisi gibi” semiz diyorsunuz
biliyorum !... Çok gezeninizin, her tarafa girip çıkanınızın
adı da “sokak kedisi”dir, onu da biliyorum !...
Ama
işin en kötüsü galiba “kara kedi” olmak… İnsanın beyaz, sarı,
kırmızı, kapkara tenlisi oluyor da niye bizim tüylerimizin
rengi sizleri rahatsız ediyor, anlamakta güçlük çekiyorum
!...
Sevgisini, aşkını anlatmak için kediden yardım istediğiniz
gibi, arayı bozan, ikilik sokan birini tarif ederken de ondan
medet diliyorsunuz !... Çok iyi dost olan iki kişinin bozuşmuş
olduğunu gördüğünüz zaman, aralarına “kara kedi girmiş” diye
düşünüyorsunuz... Bazıları da “kara kedi” görmek uğursuzluk
getirir diyerek saçmalamışlar !... Gerçi Siyah-beyaz’ın kulağına
gitmesin, çok üzülür, aramızda kalsın, kendisi has Beşiktaş’lı
olmasına rağmen öyle pek uğursuzluk getirdiği görülmemiştir
!...
Sizler eşinize, sevgilinize, özellikle erkekleriniz kadınına,
nedense kedi gözüyle bakar… Sevgilisine yakın duran, ona yaklaşan
kadın “kedi gibi sokulur” ve “kedi gibi koyna girer”… Ama
bazen de “kedinin fare ile oynaması gibi”dir aradaki ilişki…
O zaman da bir taraf, “kedi gibi hırçınlaşır”. Ama çoğu zaman
“kedi gibi değişken ve kaprisli tavırlar”ı kadın ortaya koyar.
İlişkilerde “kedi gibi mırlayan” da, “kedi gibi numaralar”
yapan da kadındır… Çünkü o, “kedi gibi kadın”dır. Ama en çok
da sevgililere yakışan, birbirlerine “kedi gibi sığınma”larıdır.
“Mart Kedisi” ise yaramaz erkeklerinizin adı… İşleri, güçleri
çapkınlık olan erkeklerinize “yine ortalıkta mart kedisi gibi
dolaşıyorsun” diyorsunuz !...
Mart ile bizler arasındaki ilişki hepinizin zihnine ciklet
gibi yapışmış anacığım !... Alt tarafı damlarda sadece bir
ay geçiriyoruz !... Sizler trafikte geçen zamanlarınızı düşünün,
ona yanın !...
Neden yalan söyleyeyim, bizlere benzetilen en olumuz insan
tavrı olan yalakalığa ben de fena kızıyorum !... Bazen birinin
size yakınlaşma çabasını “kedi gibi yalakalık yapmak” olarak
algılayabilirsiniz ama kim bilir belki de o size sadece “kedi
gibi sürtünerek” bir sevgi gösterme çabasındadır...
Çocukların da büyükleri gibi “kedi karakteri” vardır... Zaman
zaman bizler gibi, “kedi gibi yaramaz” , “kedi gibi hırçın”,
“kedi gibi atik” olurlar...
Mutfakta çok dolaşan, ne pişiyor diye gözleyen çocuk da olsa,
bey de olsa yaptığı iş “mutfak kedisi gibi ayak altında dolaşmak”
olarak nitelendirilir…
Su içmenin de kedi gibisi olur mu demeyin. Konuşma özürlü
çocuklar için doktorların önerilerinden biri de, özürlü çocuğun,
“kedi gibi su içmesi”dir. Küçük bir tabaktan dil ile “kedi
gibi su içme” egzersizleriyle çocuk konuşma özrünü atabilirmiş
meğer... Anne’den duydum !...
Kedi kelimesi isim tamlamalarına da girmiştir. Kedi gözü (yol
kenarlarındaki uyarıcılar), kedi dili (bisküvi), kedi ayağı
(bitki-çiçek)…
Kedili ata sözlerin en meşhuru “Kedi uzanamadığı ciğere murdar”
dermiş. Daha çok sayıda atasözü var. Sevdiklerim şunlar: “Kedinin
usluluğu sıçanı görünceye kadardır”, “Kedinin boynuna ciğer
asılmaz” ve “Avcı kedi mırlamaz. ”
Yahu Allah aşkına… Sizlerin başka işi gücü yok mu da hep bizleri
gözlüyor, yaptıklarımıza hem şaşırıyorsunuz, hem de maşallah
güncel hayatlarınızda bir “Vazgeçilemeyen” olarak kucaklıyorsunuz
!...
Sizlerle bizler hep iç içeyiz... Sevgilisini de, düşmanını
da kediye benzetenleriniz…
Çocuklarınızın davranışları açıklarken de, kendilerini tanımlarken
de “kedi gibi” diye cümleye başlayanlarınız…
Velhasıl, siz insanoğulları bizlere kendinizi hep yakın bulmuşsunuz…
Kendinizi hep bizlere benzetmişsiniz... Hatta, bazen de kedi
zannetmişsiniz… Aslında bizleri anlatırken hep kendinizi anlatmışsınız
!...
İnsan, ne kadar da kedi, kedi ne kadar insan bilemem ama bizsiz
yapamadığınız da bir gerçek !...
Ne haber ?...
29 Ağustos 2004Sayfa
başı
|