Arkadaşına Öner
Favorilere Ekle
Açılış Sayfası Yap
>>Grup Sitemiz
>>Basında Sitemiz
Tekir'in Yeri
" T é k i r ' i n Y é r i "
"Kedi sevmek, kedinin, kendisini seven (kendisinin de sevdiği) kişi karşısındaki umursamaz bağımsızlığını baştan kabul etmek demektir..." (Bilge Karasu)
Yazarlar
Esi Taviloğlu / Keditör
Tıkır Epirden / Tıkır'ın Köşesi
A.Anıl Oğuz / Mırıltı

Tıkır'ın Arşivi

Tıkır'ın
diğer yazıları

















Tıkır'ın Köşesi
Tıkır Epirden
e-posta

Hay kedi kadar başınıza...

Mırhaba !...

Hayvanlar arasında, sizlere en yakın, en sıcak duran bir mahluk grubunun asil bir üyesi olma yolunda emin patiler atmaktayım !...
İnanın kendimi sizlere ne kadar yakın görüyorum bilemezsiniz !... Bu yakınlık, biraz da karşılıklı… Biz kediler, insana yakın durduğumuz kadar, insanoğlu da kendini çağlar boyu bizlere yakın hissetmiş…
Bu yakınlığın en net yansıması konuşmalarımıza yansıyan kedili deyimler, kedili atasözleri ve kedili cümleler değil mi ?... Öyle ki, hayatta hiç bizleri beslememiş, bizlerin tüylerine temas etmemiş, bizler tarafından tırmalanmamış insanlar bile, günlük konuşmalarında, “kedi gibi...” diyerek başlayan çok sayıda benzetme kalıbını kullanmaktalar…
“Kedi şiiri” yazan şairlerimizin sayısı hiç de az değil… “Kedi şiiri” yazmasa bile, şiirlerinde “kedi”yi kullanmayan şair de yok gibi… “Kedi”li benzetmeler, sokak konuşmalarından en edebi metinlere, akademik çalışmalardan argo konuşmalara kadar kendine yerler bulmuş...
Dikkat edin, hepiniz, bir olayı daha iyi anlatmak, bir kişinin davranışını daha iyi tanımlamak, bazen sevginizi bazen kızgınlığınızı, bazen de nefretinizi anlatmak için, olayı, davranışı, özneyi “kedi”ye benzettiğiniz çok olur…
Ancak bazı yakıştırmalara da fena bozulmuyor değilim !... Bizleri sevenlerin bir kısmı bizlere “Nankör” der !... Diğerleri nankörlüğümüzü kabul etmeseler de, dillerinde en çok yer edinmiş kedili deyim, maalesef “nankör kedi”dir. Şarkılara da girmiş bu deyim, nerede bir vefasızlık olsa, durumu en iyi anlatan deyim olarak kullanılmakta…
Çok sızlanan birine hemen “kedi gibi mızıktama” niye diyorsunuz, anlamakta güçlük çekiyorum !... Suçundan dolayı bir kenarda sessizce oturanın durumunu ise “süt dökmüş kedi gibi” deyimiyle atlatıyorsunuz !... Şımaran, size yakın durmaya çalışan insanları da kedi tavırlarıyla açıklıyorsunuz !... “kedi gibi şımarmak”, “kedi gibi sırnaşmak”… Aslında sizler suçlu olduğunuzda da bizler gibi değimlisiniz ?... Ya masum olduğunuzda ?... Çünkü, o zaman bazen “kedi gibi suçlu” başı eğik, bazen de “kedi gibi masum” ve utangaçsınızdır !...

Uykudan kalkmış keyifle gerinen biri de aslında “Bizler gibi geriniyor”dur… Elbette uyumanın da biz kediler gibi olanı var. Babba’nın eski dostu şair Can Yücel “Murakabe” şiirinde “kedi gibi uyumak”tan bahsediyormuş !... “Gebe bir kedi gibi / Uyukluyorum güneşte / Neyi nasıl nerde doğuracağımı / Düşünerek değil sade / Lohusa / atağımı kafamda kurarak... / Düşün düşün düşün”
İşi hep rast gelenlerinize, her sıkıntıdan kurtulanlarınıza ve her olaydan karlı çıkanlarınıza da “dört ayağı üzerine düşen kedi gibi” yakıştırmanızı yapıyorsunuz !... Her beladan kurtulanlarınıza, her ölümden sıyrılanlarınıza da “kedi gibi dokuz canlı” diyorsunuz !...

Aslında içinizde hakikaten yerlerinde duramayan, hoplayan, zıplayan, dans edenlerinize de “kedi gibi tırmanmak”, “kedi gibi sıçramak”, “kedi gibi oynamak” ifadelerini kullanmanız bizi marifetlerimiz dolayısıyla yüceltmeniz anlamına gelmekte... Sağolun !...
Tabii sizler için söylenmesi gerekenin doğrusu “İki ayağı, iki kolu üzerine düşmek” olmalı !...
“kedi gibi korkak”, “kedi gibi ürkek”, “kedi gibi uyuşuk” laflarına da uyuz oluyorum !... Ayol niye korkak ve ürkek olalım ?... Bizimkisi “Uyanıklık”….
“kedi gibi köşeye sıkıştırılmış” ?... Haydaaaa !... Niye köşeye sırtımızı vermemiz, kıstırılmış, zor duruma getirilmiş olma eylemi niyetine anlatılır ?... Bu durum bizim dahiyane bir tedbirimizdir, savunma alanımızı küçültmek, çıkış alanımızı da büyütmek için aldığımız içgüdüsel bir tedbir !... Üstelik bizleri iyi tanıyanlar, devamında bu durumda bizleri zor durumda bıraktıklarını sananların üzerine cesurca yaptığımız saldırıdan kaç tırmık ve diş iziyle kurtulduklarını nedense buruk anlatırlar !...
Siz insanoğulları için başarı da başarısızlık ta kedicedir !... Onun için kırk yılda bir defa tuttuğu işi koparanınıza ya da şanssız biriniz iyi bir fırsat yakaladığı zaman, hemen “kedi olalı bir fare yakaladın” dersiniz !...
Bakmanın da kedice olanı vardır. “Kedinin ete baktığı gibi” bakarsanız, aç olduğunuz ya da ihtiraslı olduğunuz anlaşılır... Ve eğer çok güzel bir haber alırsanız “gözleriniz kedi gibi parlar”... Geceleri yolarda size rehberlik eden, yol sınırlarınız çizen beyaz ve kırmızı parlak uyarıcıların adı da “kedi gözü”dür…
Hafif tombul dostunuza “ciğerci kedisi gibi” semiz diyorsunuz biliyorum !... Çok gezeninizin, her tarafa girip çıkanınızın adı da “sokak kedisi”dir, onu da biliyorum !...
Ama işin en kötüsü galiba “kara kedi” olmak… İnsanın beyaz, sarı, kırmızı, kapkara tenlisi oluyor da niye bizim tüylerimizin rengi sizleri rahatsız ediyor, anlamakta güçlük çekiyorum !...
Sevgisini, aşkını anlatmak için kediden yardım istediğiniz gibi, arayı bozan, ikilik sokan birini tarif ederken de ondan medet diliyorsunuz !... Çok iyi dost olan iki kişinin bozuşmuş olduğunu gördüğünüz zaman, aralarına “kara kedi girmiş” diye düşünüyorsunuz... Bazıları da “kara kedi” görmek uğursuzluk getirir diyerek saçmalamışlar !... Gerçi Siyah-beyaz’ın kulağına gitmesin, çok üzülür, aramızda kalsın, kendisi has Beşiktaş’lı olmasına rağmen öyle pek uğursuzluk getirdiği görülmemiştir !...
Sizler eşinize, sevgilinize, özellikle erkekleriniz kadınına, nedense kedi gözüyle bakar… Sevgilisine yakın duran, ona yaklaşan kadın “kedi gibi sokulur” ve “kedi gibi koyna girer”… Ama bazen de “kedinin fare ile oynaması gibi”dir aradaki ilişki… O zaman da bir taraf, “kedi gibi hırçınlaşır”. Ama çoğu zaman “kedi gibi değişken ve kaprisli tavırlar”ı kadın ortaya koyar. İlişkilerde “kedi gibi mırlayan” da, “kedi gibi numaralar” yapan da kadındır… Çünkü o, “kedi gibi kadın”dır. Ama en çok da sevgililere yakışan, birbirlerine “kedi gibi sığınma”larıdır.

“Mart Kedisi” ise yaramaz erkeklerinizin adı… İşleri, güçleri çapkınlık olan erkeklerinize “yine ortalıkta mart kedisi gibi dolaşıyorsun” diyorsunuz !...
Mart ile bizler arasındaki ilişki hepinizin zihnine ciklet gibi yapışmış anacığım !... Alt tarafı damlarda sadece bir ay geçiriyoruz !... Sizler trafikte geçen zamanlarınızı düşünün, ona yanın !...

Neden yalan söyleyeyim, bizlere benzetilen en olumuz insan tavrı olan yalakalığa ben de fena kızıyorum !... Bazen birinin size yakınlaşma çabasını “kedi gibi yalakalık yapmak” olarak algılayabilirsiniz ama kim bilir belki de o size sadece “kedi gibi sürtünerek” bir sevgi gösterme çabasındadır...
Çocukların da büyükleri gibi “kedi karakteri” vardır... Zaman zaman bizler gibi, “kedi gibi yaramaz” , “kedi gibi hırçın”, “kedi gibi atik” olurlar...
Mutfakta çok dolaşan, ne pişiyor diye gözleyen çocuk da olsa, bey de olsa yaptığı iş “mutfak kedisi gibi ayak altında dolaşmak” olarak nitelendirilir…
Su içmenin de kedi gibisi olur mu demeyin. Konuşma özürlü çocuklar için doktorların önerilerinden biri de, özürlü çocuğun, “kedi gibi su içmesi”dir. Küçük bir tabaktan dil ile “kedi gibi su içme” egzersizleriyle çocuk konuşma özrünü atabilirmiş meğer... Anne’den duydum !...

Kedi kelimesi isim tamlamalarına da girmiştir. Kedi gözü (yol kenarlarındaki uyarıcılar), kedi dili (bisküvi), kedi ayağı (bitki-çiçek)…
Kedili ata sözlerin en meşhuru “Kedi uzanamadığı ciğere murdar” dermiş. Daha çok sayıda atasözü var. Sevdiklerim şunlar: “Kedinin usluluğu sıçanı görünceye kadardır”, “Kedinin boynuna ciğer asılmaz” ve “Avcı kedi mırlamaz. ”

Yahu Allah aşkına… Sizlerin başka işi gücü yok mu da hep bizleri gözlüyor, yaptıklarımıza hem şaşırıyorsunuz, hem de maşallah güncel hayatlarınızda bir “Vazgeçilemeyen” olarak kucaklıyorsunuz !...
Sizlerle bizler hep iç içeyiz... Sevgilisini de, düşmanını da kediye benzetenleriniz…
Çocuklarınızın davranışları açıklarken de, kendilerini tanımlarken de “kedi gibi” diye cümleye başlayanlarınız…
Velhasıl, siz insanoğulları bizlere kendinizi hep yakın bulmuşsunuz… Kendinizi hep bizlere benzetmişsiniz... Hatta, bazen de kedi zannetmişsiniz… Aslında bizleri anlatırken hep kendinizi anlatmışsınız !...
İnsan, ne kadar da kedi, kedi ne kadar insan bilemem ama bizsiz yapamadığınız da bir gerçek !...
Ne haber ?...

29 Ağustos 2004Sayfa başı