|
|
Tıkır'ın
Köşesi
Tıkır Epirden
e-posta
|
Bugün
Hıdrellez
Bugün
6 mayıs !...
Sımsıcak,
güneşli bir hava …
Balkona
çıktım, şöyle bir yayılıverdim…
Nedense
bugün bir başka coşku var içimde…
Artık
yaz geldi sayılır diye mi ?...
Yoksa
plaj voleybolunun vakti yaklaşıyor, orada ablalarımı göreceğimden
mi ?...
Yoksa
yoksa, “Maskot” olarak broşürlerde ve posterlerde yer alacağımdan
mı ne ?...
Ama
bildiğimi zannettiğim bir şey varsa bugün “HIDRELLEZ” !...
İsmine
bakıp, bilmeyenler “Hıdır’ı kim ellemez” gibi garip yorumlar
yapmasınlar sakın !...
Anne
ve Baba aralarında konuşurlarken duydum…
Bugün,
baharın sonu, yazın başlangıcı olarak tanımlanıyormuş !...
Efsaneye
göre, karaların koruyucusu HIDIR ile denizlerin koruyucusu
İLYAS Peygamberler, bir gün bir gül ağacının altında buluşmuşlar,
ve böylelikle yaz başlangıcı olmuş !...
İnanışlara
göre, geceden dilekte bulunanlar, dileklerine erişirlermiş
!...
Gelinlik
kızlar, evde kalmış kız kuruları kocaya…Fakirler paraya…Hastalar
şifaya…Evsizler yuvaya kavuşurlarmış !... Yeter ki akşamdan
gizlice bahçeye inilsin, ve bir gül ağacının altında dilekte
bulunulsun !...
Ev
mi istiyorsun ?... Birkaç taş ile bir ev maketi yapacaksın
!...
Para
mı istiyorsun ?... Kolayı var !.. Birkaç madeni parayı ağacın
köküne koyacak veya gömeceksin !...
Sıhhat
mi istiyorsun ?... Ondan kolay ne var ?... Gül yapraklarına
nefesinle kuvvetlice üfleyeceksin !...
Yoksa
koca mı istiyorsun ?... Basit !... Bir oyuncak bebeği gül
ağacının altına usulca bırakıvereceksin !...
İşin
ilginç tarafı, inanışa göre bu dilekler daha ziyade hanımlar
için geçerliymiş !...
Anacım,
beni şimdi bir şüphecilik aldı ki sormayın !...
Demek
ki bebekleri leylekler getirmiyor ?...
Şu
devleti hortumlayıp ta ceza görecekleri yerde ultra lüks yaşantılarına
devam edenler, her halde zamanında ülkede dibine para gömmedikleri
gül ağacı bırakmamışlar ?...
Ev
sahibi olmak ta meğer ne basit şeymiş öyle ?...Aklımı kurcalayan
tarafı da, her halde mütehitlerin kafaları çalışmıyor ya da
“HIDRELLEZ”i bilmiyorlar, harıl harıl inşaat yapıyorlar ?...
Veyahut ta gül ağacının altına apartman bırakmaya üşeniyorlar
!...
Peki
ya ben ?... Akıl ve zeka istesem ?...
Onunla
birlikte, onurlu bir yaşam ?... içten sevgiler ?... şevkatli
okşanmalar ?...
Ve
de dünyamız için barış, kardeşlik, dayanışma, yardımlaşma
?...
Maalesef
bunun cevabını bulamadım !... Bulamadığım için ne kadar üzüldüm
bilemezsiniz ? Benim gibi düşünenlerin sayısının bu “Dilek
günü”nde çok az oluşu ne acı ve düşündürücü?...
Ve…
Bir kez daha anladım ki her şey maddiyat ve menfaat üzerine
kurulmuş !...
Çok
küçük bir kedicik olmama rağmen, artık iyiyle kötüyü, doğruyla
yanlışı, güzelle çirkini, çok şükür ayırt edebiliyorum !...
Baba
beni dışarı çıkardığında, bazı ablalar, ağabeyler, teyzeler,
amcalar beni içten sevip, okşarlarken, diğerleri sırf şirin
görünüp, yağcılık yapmaktalar… İtici bakışlarını, soğuk ve
suni sahte gülücüklerin altında akıllarınca sakladıklarını
zannetmekteler !...
“-Hasan
bey !... Çok akıllı bir kediniz var maşallah !... Ne şirin
şey şeysin sen bakiiiiim ?...” demiyorar mı ?...
İşte
o zaman dayanamıyor tıslıyorum … Üzerlerine atlamak, dişimi
nazik bir yerlerine geçirmek istiyorum !...
Anneye
misafir gelen komşular ve akrabaları arasında kara kuru, çirkinliklerine
bakmayıp ta,
“-Şu
hayvanı çıkar dışarı, kilitle bir yere, ayaklarımıza değmesin
!...” diyenler mi ararsınız ?...
“-Ay
Gülbin’ciğim !... Kedin bir harika !... Valla şekerim hiç
böyle şirinini görmedik !...” derlerken vücudunun her tarafı
ayrı oynayan cadalozları mı ararsınız ?...
Çıldırıyorum
!... Üzerlerine atlayıp, o silikon kopyası memelerini tırmıklayarak
patlatmak, “İmdat” isteyen daracık zavallı taytlarının içinde
mi, dışında mı belli olmayan koca popolarını dişleyesim geliyor,
kendimi zor tutuyorum !... Hatta içlerinde bir karafatma
var
ki… valla gece karanlıkta görsem kendimi açık pencereden 2
kat aşağıya tereddüt etmeden atarım !...
Biliyorum
böyle düşünmemi ve davranmak istememi, düşünce seviyesinde
bile olsa yadırgıyorsunuzdur ?... Ama ne yapayım ki elimde
değil !... İnsanlar beni tabii ki sevmek hatta okşamak zorunda
değil !... Buna Babamdan aldığım terbiye gereği makul karşılar,
saygı duyarım !... Ama o yalanlara, yapmacık hareketlere ve
mimiklere, sahte sözlere ne yazık ki dayanamıyorum !...
Bakın
nereden nerelere dolaştı geldi sözlerim !...
HIDRALLEZ’den
bahsediyordum !... (Anlatırken bile ne strese girmişim ki
ne anlattığımı az daha unutuveriyordum !...)
Şu
Hıdrellez’in gizliliğine de pek aklım ermedi doğrusu !...
Ayol
millet niye gecenin karanlığında ve gizlice paralar gömüyor,
bebekler bırakıyor, taşlarla ev maketleri yapıyor ?... ve
niye gizlice ?...
Birbirlerinden
mi korkuyorlar ?... Yoksa bunları Allah’tan istemek ve dilemek
suç mu ?... Ayıp mı ?... Günah mı ?...
Yeter
ki çalışarak, alın teri dökerek ve emek vererek, yani hak
ederek bir yaşam sürdürüyor olsunlar !...
Belki
içinizde benim gece ne yaptığımı merak edenleriniz olabilir
!... Ben gece, misafir odasında bulunan saksıdaki gül fidanının
dibinde patilerimle iyice derin bir çukur açtım !... İçine
mamma tabağımdan kuru mammalar taşıyarak doldurdum ve üzerini
güzelce, kimsenin şüphesini çekmeyecek bir şekilde örttüm
!... Yani örttüğümü zannettim !... Anacım meğerse toprakların
yarısı halının üzerine dökmüşüm !... Tabii yakayı gün ışığında
ele verdim !... Anne bana söylenerek halıyı temizledi… Bir
iki bağırdı durdu !... Üzüldüm tabii !...
Ama
bir yıllık mamma stokumu da garanti altına aldım !...
Ne
haber ?...
Sayfa başı
|