Arkadaşına Öner
Favorilere Ekle
Açılış Sayfası Yap
>>Grup Sitemiz
>>Basında Sitemiz
Tekir'in Yeri
" T é k i r ' i n Y é r i "
"Kedi sevmek, kedinin, kendisini seven (kendisinin de sevdiği) kişi karşısındaki umursamaz bağımsızlığını baştan kabul etmek demektir..." (Bilge Karasu)
Yazarlar
Esi Taviloğlu / Keditör
Tıkır Epirden / Tıkır'ın Köşesi
A.Anıl Oğuz / Mırıltı Hakan Boyar / Veteriner Hekim

Tıkır'ın Arşivi

Tıkır'ın
diğer yazıları









































Tıkır'ın Köşesi
Tıkır Epirden
e-posta

Tıkır'la Özel Bir Gün

Tıkır'ın babbası yazdı :)

“-Hadi Tıkır, gidiyoruz !...” dedim…
Önce yüzüme dikkatlice baktı, bir müddet inceledi… Öyle ya, bazen onu kandırdığımız için artık daha bir temkinli olmuştu ve eskisi gibi hemen kapıya koşmuyordu !... Üstelik daha dün kütüphanemde mutat gezintisini yaparken üçüncü raftaki tozlu kitaplarımı devirmiş, Gülbin’in elime bu vesileyle toz bezi tutuşturmasına yol açmış, poposuna inen iki kontrollü tokatçıkla doğru tek kişilik özel hücresi olan küçük tuvalete kapatılmış, ama merhamet duygularımız ağır basınca cezası hafifletilerek serbest bırakılmıştı… Bu, gözüm gibi korumakta olduğum, masadaki eski kaşarı becerdiğinden bu yana verdiğim ikinci ceza sayılırdı !... Ama o yakarmaları ve içten ağlayıp, salınması için yalvarmaları yok mu ?... İşte o zaman içim nasıl eriyor anlatamam !..
“-Korkma !...” dedim… “-Bu gün senin günün !... Dünya Hayvanlar günü !... Seni gezmeğe götürüyorum !... ” deyip, kapıyı açınca yatağımda, uzanıp dayandığı yastığımdan bir ok gibi fırladı… Yanıma geldi, kuyruğunu dikti, bana sürtünmeye başladı…
Sokaklarda çok köpek olduğundan (Tıkır bunlara kıl oluyor !...) hanımefendi, boynunda pire tasmasının yerini alan nazarlıklı kolyesi (En pahalısından…) kucağımda, yürüyüşümüze (!) başladık !...
Antalya falezlerinin üzerindeki doğa harikası parkta etrafı tenha ve süt liman görünce Tıkır’ı çimlerin üzerine salıverdim…
Önce sağa sola bakındı !... Bir iki kelebeği, daha sonra ise hızını alamayıp, orta boy bir kertenkeleyi halletti… Sonra birden olduğu yerde çakıldı, bakışlarını bir noktaya dikti ve kabarmaya başladı… Sırtı resmen deve hörgüçü gibi oldu…
Az ötede bembeyaz tüylü bir kaniş, boynunda cinsiyetinin sembolü pembe tasması, mini etekli genç ve güzel sahibesiyle belli ki ihtiyaç turuna çıkmış, adım başı durup, sağ ayağını kaldırarak ağaç, fidan, kanepe ayağı, çöp kutusu ne buluyorsa ıslatıyordu… (O kadarı da neresinden çıkıyor anlamakta zorluk çekilir…) Ama birden o da olduğu yerde durdu… Diş macunu reklamlarındaki gibi ön dişlerini göstererek hırlamaya başladı… Güzel sahibesi sosyetik şivesi ile tasmasını çekti…
“-Bırak artık şu sokak kedilerini Herkül !... Kuduz aşısını yeni oldun !...”
Aaaa ?... Deli mi ne ?... Yoooo !... hanım olabilir, üstelik genç ve güzel de olabilir !... Ama asla Tıkır’ıma da laf ettirmem !... Centilmenliği bir kenara sıyırdım, öne atladım !...
“-Hanımefendi !... Biraz ayıp olmuyor mu ?... O sokak kedisi dediğiniz asil kedi benim kedim, üstelik tüm aşıları da tamam !... “ deyip, önünü kesiverdim… Üstelik daha da ileri gidip, ekledim…
“-Hem o sizinki gibi orayı burayı pisletmiyor !...”
Genç kız, bu kadar şiddetli bir taaruzu nereden beklesin ?... Birden politikacılarımıza has bir U dönüşü yaparak gevşeyiverdi !...
“-Bak Herkül !... Ne şeker kedicik değil mi ?...”
Pöh be !... Ancak bu kadar yalakalık olur !...
Bunu ben yedim gözüksem, Tıkır asla yemez !... Önce gözüne kestirdiği en yüksek ağaca tırmandı… Sonra tepeden bıyıklarını titreterek huysuz ve sinirli tıslamaya başladı !... Küfür ettiğinden hiç kuşkum yok !...
“-Bana bakın hanımefendi … Lütfen köpeğinize mukayyit olun !... Kedimi ürkütmeye hakkınız yok !...” dedim…
“-Ayol Herkül’ü görmüyor musunuz ?... Daha henüz bir bebek o !... Bakın dişleri bile daha yeni çıktı !... Öyle değil mi Herkül’cüğüm ?...”
Bakınız şu yelloza !... Hem adını “Herkül” koy, hem de “Bebek” deyip, duygu sömürüsü yapıp, yağ gibi üste çık !... Hani utanmasa evinin kapısına bu kız “Dikkat !... Köpek var !... Basmayınız !..” diye bir tabela bile koyabilir !...
Yanlış anlaşılmasın, köpekleri de kediler kadar çok severim !... Çok ta besledim !... Ama bu Herkül’e kafayı nedense fena taktım !... Resmen sahibesi gibi sosyetik olmuş, havlaması bile incelmiş, kibarlaşmış !... “-Hev hev !...”
Şu benim kibarlığım, centilmenliğim yok mu ?... Üstelik de sabah sağımdan kalkmışım… (Tıkır sağ elime daldı da…) Eğildim, Herkül’e elimi barış niyetiyle uzattım…
“-Gel güzel köpek, kuçu kuçu !...” diyecek oldum !...
“Onu lütfen böyle çağırmayın, Köpek muamelesi yapmayın !...” demez mi ?...
Belki de yabancı dil öğretmişlerdir diye şansımı bu kez başka türlü denemeye çalıştım !... Tavus kuşu dilini bilemeyeceğine göre Tıkır’ın garip bakışları altında tekrar eğildim…
“-Gel pisi pisi !...”
“O gerçek bir asilzade !... Annesi Evita… Babası da Castro !...” diye tekrar muhabbetimizin arasına girdi !... Sağıma soluma tedirgin bakındım, kulağına eğilerek fısıldadım …
“-Aman hanımefendi !... Yerin kulağı var !... Arjantin ile Küba arasında savaş mı çıkaracaksınız ?... Kimse duymasın !...”
Bu arada Tıkır en üst dala terfi etmiş, aptallıklarımızı anlam veremeden seyretmekte !...
“-Gel cici Herkül !...” diyerek başını okşamak için elimi uzattım !...
İt oğlu it, pardon yani Herkül hanımefendi (!)… Elime bir dalıp dişlerini geçirmez mi ?... Genç sahibesine diş izlerini, kanayan elimi göstererek bağırmaya başladım !...
“-Bunlar ne ha ?... Bunlar ne ?... Köpeğinizdekiler diş değil de protez mi ha ?...” demeye kalmadı, kızcağız elimi ellerinin arasına aldı…
“-Ah !... Çok özür dilerim !... Benim yüzümden oldu !... Ne kadar üzüldüğümü bilemezsiniz, Çok acıyor mu ?...”
Bel çantasından çıkardığı pahalı parfümü cömertçe ellerime dökmeye başladı…
“-Merak etmeyin !... Aşıları tam !...mikrop kapmasın !...”
Bir yandan da Herkül’e bağırıyor…
“-Gördün mü abiye yaptıklarını ?... Bir daha evden çıkmak yok !...”
Elim sızlıyordu ama bu “abi” kelimesi de, laf aramızda bayağı hoşuma gitmiş, yaklaşık 10-15 yıldır terfi ettirildiğim amcalık sonrası içimi epey ısıtmıştı…
“-Ben Çisil…” dedi elimi okşayarak…
“-Ben de Hasan…” dedim elimi ürkek çekerek !...
O anda fonda romantik bir müzik çalmaya başladı… dersem de siz siz olun, sakın inanmayın… beterin beteri var !... Kaza geliyorum demez !...
Bir çingen falcı yanımızda bitmez mi ?...
“-Aşıklar !... A be bakayım bir falınıza ?... Söyleyeyim kaç çocuğunuz olacak ?...
Haydaaaa !... Bir bu eksikti !...
Kızcağız pancar gibi kızardı… Bendenizin eli ayağı kördüğüm !...
Sessizliği ve bekleyişi tecrübe farkıyla ben bozdum !... Kaşlarımı çatarak çingeni tersledim…
“-Bunu da nereden çıkardın ?... Biz sevgili falan değiliz !... Üstelik de şimdi tanıştık !... ”
Falcı gacı pişkin… Fırıldak gibi lafı çevirip tekrar havayı açmaza soktu !...
“-A be o zaman, Güllü bacı der aşk çok yakınlarınızda !...”
Tıkır hala en üst dalda !... Olup bitenlerden zerre kadar rol üstlenmemişçesine yalanıyor, diğer yandan da bizi kesiyor…
Bu kez de Herkül’ün ilgi alanı Güllü bacıya kaymaz mı ?...
Güllü bacı önde o arkada… Sonunda Güllü bacının tombul kaseleri nasibini alıyor !...
Yani bu kez Herkül işe yarıyor !...
Tam bu sırada bir deklanşör sesi !...
Anaaa !... O da ne ?...
Elinde fotoğraf makinası, belli bir gazeteci…
“-Ne o kardeşim ?... Ne var ?... Niye çektin ?... ” diye kızacak oldum !...
“-Şahane !... Olağanüstü !… Mükemmel !...” diye şebek gibi sırıtıyor !...
üstelik ağzı kulaklarında hergelenin… Eliyle de, işaret parmağıyla baş parmağını pergel gibi açarak gazete puntosunun büyüklüğünü vurgulamakta !...
“-Antalya’da bahar da, aşklar da olağanüstü…”
Ba ba baaa !...
“-Ulan hangi aşk ?...” diyecek oldum… elini omzuma dayayarak göz kırptı !...
“-Baba !... Amma da yaptın ?... Kızı öyle bir tavlamışsın ki ellerini tutmuş sımsıkı bırakmıyordu !... Kim bilir neler fısıldıyordun ?... Arada biraz yaş farkı var ama birbirinize vallahi çok yakışıyorsunuz !...”
“-Bana bak !... Sen benim kim olduğumu biliyor musun ?..” diye yukarılardan bir salladım !...
“-Hayır ama ben sadece görevimi yapıyorum… Gazeteciyim !...” diyerek birkaç kare daha çekti…
Ellerimi uzattım…
“-Çekmeyin lütfen kardeşim, çekmeyin !...”
Gülçin mahcup elini uzattı… Gözlerime bakmaya sanki utanıyordu…
“-Hasan bey… Sizi yeterince rahatsız ettim… Beni düşünmeyin… Bekarım ve de hesap vereceğim bir kimsem yok !...” derken sesi titriyordu…
Bu arada Güllü Bacı da puslu havanın kokusunu alıp ve de bir 5’liği kapıp, çoktan kirişi kırmıştı…
Gülçin, objektifi görünce susan ve yerlerde yuvarlanarak şımarık pozlar veren Herkül’ü tasmasından çekti…
“-Hadi Herkül !... Eve dönüyoruz !...”
Sanki muhabbetin erken bittiğinden rahatsız olmuşçasına buruk bir gülümsemeyle elini uzattı…
“-Sizi tanıdığıma sevindim !... Kendinize iyi bakın !...”
Ben de elimi uzattım… Tokalaştık !...
Onların iyice uzaklaşmalarını bekledikten sonra herifçioğlunun yakasına yapıştım…
“-Çıkar ver o filmleri bana !...”
“-Abi yapma !... Canımı acıtıyorsun !... Ekmek paramı bununla kazanıyorum !...” diyerek diretti…
“-Ulan ekmek paranı illa benim fotoğraflarım ve modelliğim üzerinden kazanmak zorunda mısın ?...” diye tekrar sarstım !...
Haydaaaa !... Bu sefer keskin bir düdük sesi… Parkın posbıyıklı güvenlik görevlisi koşarak, nefes nefese yanımızda bitmez mi ?...
“-Burasi dag başi midur ?... Adami telef edisen !... Yürü karagola !...”
“-Yahu yok böyle bir şey kardeşim !... Sana öyle gelmiş !...” dedim…
Muhabir çocuk akıllı bir U dönüş yaparak ekledi…
“- Doğru !... Biz ağabeyyle çekim yapıyorduk !... Bir problem yok !...” deyip ekledi…
“-İstersen senin fotoğraflarını da basayım ?... Altına da bu parkta tüm güvenlik ondan sorulur diye yazarım ha ne dersin ?...”
O çatık kaşlı yarma gitti, yerine pişmiş kelle gibi sırıtıp, altın dişlerini gösteren sanki bir yeşilçam emektarı geldi…
Çekilen fotoğrafların kıymeti benimkilerden oldukça fazlaydı, bilimsel bir nitelik taşıyordu, Darwin’in evrim teorisine inanmayanlar için birebirdi !...
Aslında Kerem iyi çocuktu… İşini de, genç yaşta olmasına rağmen pekala iyi yapabiliyordu ve en önemlisi seviyordu…
Uzun uzun sohbet ettik… Bir daha buluşmak üzere sözleştik…
İyi ki de karşıma çıkmıştı… Ağaçlara çıkıp, her defasında özel gayretlerle indirilme lüksüne sahip Tıkır’ı da o tepedeki daldan indirmek ona nasip oldu…
Bu arada aşağıda biriken işsiz güçsüz çevre sakinleri de Tıkır’ın indirilme merasimini büyük bir merak ve titizlikle izlemeye başlamışlardı…
Hani utanmasalar, aralarında bahis bile oynayabileceklerdi…
“-Ağaca biri mi çıkmış ?...”
“-Teyzeciğim… Bir kedi ağaca çıkmış indirmeye çalışıyorlar !..”
“-“Vah vah !... Ne feci durum ?...”
“Şeker evladım ?... O kedi oraya nasıl çıkmış ?...”
“-Paraşütle inerken takılmış !... La havle ve la kuvvet be amca !... Nereden bileyim ben ?...”
“-Yaaa !... Demek pasa şut atmışlar ?… Ama bunun o kedinin oraya çıkmasıyla ne alakası var oğlum ?...”
“-………….. !...”
“-O kedi oradan inemez !...”
“-İneeeer !...”
“-İnemez efendim inemez !... İtfaiye çağıralım !...”
“-Yok, bi de çelik kuvvete haber verseydik ?...”
“-Evladım ağacı niye sallıyorlar ?...
“-Meyveleri düşsün diye büyükanneciğim !...”
“-Ama evladım bu çınar ağacı değil mi ?...”
“-…………… !...”
“-Sallamayın ağacı… Kedi düşecek !...”
“-Düşmez !...”
“-Düşeeeeeer !...”
“-Bahisler beyler ?... Düşer diyenlere 1’e 4…”
Yahu vatandaşın ne kadar boş zamanı varmış ta haberimiz yokmuş ?... Üstelik heyecanı, bahsi, kumarı da amma seviyormuş !...
Kerem’e daha da kanım kaynadı !...
Efendi saygılı ve görgülü genç…
Çocukcağız çınar ağacının en tepesinden güle oynaya, alkışlar arasında oralardan indirirken Tıkır da prenses Carolin gibi çevresine pozlar vererek kucağıma lütfedip, teşrif etti !...
Eve vardığımızda hava kararmak üzereydi… Üstelik Gülbin balkondaydı…
Geçen zamanın hesabını verirken de en çok üzerimdeki parfüm kokusunda zorlandım…
Tabii dürüst bir eş olarak her şeyi anlattım !...
Şimdilerde sadece o park değil, çevresindeki mahalle de ben ve Tıkır için “Yasak Bölge” ilan edilmiş durumda !...
Ne yaptımsa, ne diller döktümse de Gülbin’e o parkta çoğunluğu yaşlı semt sakinlerinin gezinti yaptığına inandıramadım !...
O gündür bu gündür Herkül efendi ve tabii ki Gülçin hanımı göremiyorum… Tıkır ise ağaç sevgisini artık balkonumuza kadar uzamış bulunan söğüt ağacıyla idare etmekte !...
Tabii ki Herkül’ü çoktan unuttu…
Şimdi varsa yoksa dallardaki “cik cik”ler…
Sayfa başı